"Genel" konulu yazılar

Ayrıca önemli bir enerji kaynağı

Sakinleştirici özelliği bulunan fesleğen, sinir sisteminin düzene girmesini sağlıyor. Önemli bir enerji kaynağı olan fesleğen ayrıca, hafızanın ve konsantrasyonun güçlenmesine yardımcı oluyor.

Diğer Haberler,Genel Yorum Yok Yazan:

Böyle bir acıya,yürek nasıl dayanır
Nasıl alışır bilmem
Biliyorum senin de,aklın hep bende
Nasıl dersin gelmem
Kırıldın mı çok,yoruldun mu yoksa
Nedir esaslı neden?
Yarım kalamaz inan,bu aşk böyle
Yakalar kalbinden
Emin misin bu kadar kendinden
Ne zaman çıktın aşkın emrinden
Gurur mu onur mu, söyle bizi vurur mu?
Biz böyle severken

-
Düştüysek kalkarız, daha ölmedik ya
Büyük yeminlerden vazgeçip dönmedik ya
Benim bir günüm geçmez ki seni görmeden
Birtanem, bırakma kendini al kalbini gel hemen

Genel Yorum Yok Yazan:

Baş dönmesi şikayetleri, kulak ağrısı, göz hastalıkları, ilaç zehirlenmeleri, düşük veya yüksek tansiyon, damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları, kansızlık ve kan hastalıkları, mikrobik ya da beyin hastalıkları, sara ve bazı ruh hastalıklarından kaynaklanıyor olabilir.

Uzmanlar, baş dönmesinin kan şekerinin düşmesine bağlı kısa süreli kendini gösterebileceği gibi iki saat krizler halinde ya da haftalarca-aylarca kendini tekrarlayarak ciddi hastalıkların habercisi olabileceği uyarısında bulunuyor.

Politzer Derneği (Uluslararası Kulak Cerrahisi ve Bilim Derneği) Başkanı Prof. Dr. O. Nuri Özgirgin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında baş dönmesi olarak bilinen hastalığın tıpta ”vertigo” olarak isimlendirildiğini söyledi.

Baş dönmesinin, hastayı yatağa düşürerek gözlerini dahi açamayacak şiddetle olabileceğini, zaman zaman kayma hissine yol açabileceğini ya da göz kararması şeklinde görülebileceğini belirten Özgirgin, baş dönmesinin ”basit” bir sorun olarak algılanmaması gerektiğini vurguladı. Özgirgin, ”Baş dönmesi (vertigo) çok genel bir terimdir. Çok farklı nedenden kaynaklanan çeşitli tipte baş dönmesi duygusunu içine alır. Dolayısıyla bizlerin yalnızca ‘baş dönmesi’ yakınması ile bir sonuca ulaşabilmemiz mümkün değildir” dedi.

Baş dönmesinin, kulak ağrısı, ani hava değişimi, bazı göz hastalıkları, ilaç zehirlenmeleri, düşük veya yüksek tansiyon, damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları, kansızlık ve kan hastalıkları, mikrobik ya da beyin hastalıkları, sara ve bazı ruh hastalıklarından kaynaklanabildiğini ifade eden Özgirgin, baş dönmesi yakınması olan hastaya tanı konulurken, hastanın hekime verdiği yakınmaların detayları ve hikayesinin çok önemli olduğuna dikkati çekti.

Bu aşamada, baş dönmesinin neye benzediğini, nasıl bir duygu olduğunun hasta tarafından tarif edilmesi gerektiğini anlatan Özgirgin, ”Hastanın, çevrenin dönmesi tarzında rotasyon hissi, sersemlik hissi, yerin ayağın altından kayıyormuş hissi, havada yürüyormuş hissi ve dengesizlik hissi gibi tariflerde bulunması önem taşıyor” diye konuştu. Özgirgin, bunların her birisinin farklı bir hastalığın bulgusu olabileceğini vurguladı.

BAŞ DÖNMESİNDE SÜREYE DİKKAT
Özgirgin, baş dönmesinin nedenine göre belirtilerin de farklı olabildiğini ifade ederek, kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde kulakta çınlama, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı-kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketlerin saptanabileceğini anlattı.

Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler görülebildiğini belirten Özgirgin, yine baş dönmesine şiddetli bulantı ya da kusmanın da eşlik edebildiğini söyledi.

Özgirgin, baş dönmesinin durduk yerde gelişebileceği gibi belli bir harekete bağlı olarak da ortaya çıkabildiğini dile getirerek, baş dönmesinin ne kadar süre devam ettiğinin de çok önemli olduğuna işaret etti. Baş dönmesinin gün boyu devam etmesi ya da bir hafta kadar görülmesinin tek başına yeterli bir bulgu olmadığını, kesin tanı konulabilmesi için daha detaylı bilgiye ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Özgirgin, şunları kaydetti:

”Çok kısa, birkaç saniye süren baş dönmelerinin sık sık tekrarlaması, hastada günler boyu devam eden baş dönmesi yakınmasını uyandırabilir.

Baş dönmesi, dakikalar veya saatler sürebilir. Hastalarımızın büyük çoğunluğunun anlatımında ‘şiddetli başım döndü, kustum, beni acile servise kaldırdılar, orada serum takıldı ve daha sonra kendime geldim’ öyküsü vardır. Aradaki detaylar daima atlanır ve bizim için kritik olan ise bu detayları bilmektir. Yakınmalar, tıpkı ‘masal’ anlatır gibi saniye, saniye anlatılmalıdır.”

Özgirgin, eğilme, yataktan kalkar kalmaz gibi hareketle ortaya çıkan baş dönmelerinin ”pozisyona bağlı” ortaya çıkabilen bir durum olduğunu ve zaman içinde şikayetlerin tekrarlanabildiğini söyledi.

Meniere hastalığının da ikinci sıklıkta görülen baş dönmesi nedeni olduğunu ifade eden Özgirgin, bu durumda baş dönmesinin krizler şeklinde seyrettiğini ve sıklığının farklılık gösterebildiğini ve bir-iki saat süren krizlerin kişinin ruh sağlığını bozabildiğini, hastanede müdahale gerektiğini vurguladı.

Özgirgin, denge sinirinin virüsler vasıtasıyla iltihaplanması halinde de de baş dönmesinin görülebildiğini dile getirerek, bu kişilerin yürümekte zorluk çektiklerini dile getirdi.

Açlığa bağlık, kan şekerinin düşmesinden kaynaklanabilen geçici baş dönmeleri ile çeşitli hastalıkların bulgusu olan baş dönmesiyle karıştırılabileceği uyarısında bulunan Özgirgin, bu nedenle mutlaka hekim tarafından baş dönmesinin kesin nedeninin ortaya konması gerektiğini vurguladı.

”KULAKTA İŞİTME KAYBI GÖRÜLEBİLİR”
Özgirgin, iç kulakla ilgili sorunların baş dönme nedenleri arasında ilk sıralarda yer aldığını belirterek, halk arasında ”kristallerim yer değiştirdi” tanımlaması ile kendini gösteren durumla sık karşılaşıldığını söyledi.

Yer çekimine bağlı dengenin sağlanmasında rol oynayan kristallerin yapısının iç kulak sıvaları içinde hareket ettiğini belirten Özgirgin, kristallerin yarım daire kanallarının içine kaçması halinde baş dönmesinin gelişebildiğini anlattı.

Özgirgin, baş dönmesi yapan kulak hastalıkları arasında üst solunum yolu infeksiyonları sonrası iç kulak tutulumu, pozisyona bağlı baş dönmesi (BPPV olarak kısaltılır ve iç kulakta dengemizi sağlayan toza benzer bazı maddelerin fizyolojisinin bozulması), Meniere Hastalığı (İç kulaktaki sıvıların kimyasal durumlarının değişerek basınç artışı yapması), Vestibüler Nörinit (İç kulaktaki denge ile ilgili sinyalleri beyine ulaştıran sinirin iltihaplanması), kronik orta kulak iltihaplarının iç kulağa yayılması (labirentit), menenjit veya diğer ateşli hastalıkların iç kulağı etkilemesi, iç kulakta veya iç kulak sinirindeki tümöral hastalıkların yer aldığını belirtti.

”GÖZ HAREKETLERİ İP UCU OLABİLİYOR”
Baş dönmesinin, iç kulaktaki bir hastalığa bağlı olması halinde genellikle kulak muayenesinde bir problem görülmediğini ifade eden Özgirgin, ”Sadece orta kulak iltihaplarının iç kulağı etkilemesine bağlı baş dönmesi olması durumunda ise kulak zarında delik ve orta kulakta iltihaplanma görülebilir” dedi.

Özgirgin, bu durumda hastada anormal göz hareketleri olabildiğini belirterek, göz hareketlerinin yönünün hangi kulağın hasta olduğuna dair ip ucu verdiğini söyledi.

”HASTANEYE YATIŞ SÖZ KONUSU OLABİLİR”
Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinin (tümörler hariç) genellikle zaman içinde kendiliğinden ortadan kalktığını ifade eden Özgirgin, bu sürenin kimi zaman 6 ay ya da 1 yıla kadar uzayabildiğini belirtti. Özgirgin, baş dönmesinin nedeninin pozisyonel olması halinde hekimin muayene sınasında uygulayacağı bazı hareketlerle düzelebildiğini anlattı.

Farklı nedenlere bağlı baş dönmelerinde ilaç tedavisinin yapıldığını ifade eden Özgirgin, şiddetli şikayetler durumunda hastaneye yatışın söz konusu olabildiğini söyledi. Özgirgin, tümörlere bağlı baş dönmelerinin de ancak tümörün cerrahi müdehale ile çıkarılması ile geçebileceğini vurguladı.

Özgirgin, baş dönmelerine yapılacak ilk işin, kişinin hemen oturtulması veya yatırılması şeklinde olduğunu sözlerine ekledi.

AA

Genel Yorum Yok Yazan:

Kalp sağlığını koruyan zencefil, kanserle mücadelede de etkin bir rol oynuyor. Uzmanlar, zencefilin ayrıca beyni oksijenle beslediğini ve yaratıcı fikirler üretmesini kolaylaştırdığını dile getiriyor.

Genel Yorum Yok Yazan:

Portakalın, kanseri önlediği, kanı temizlediği, karaciğeri çalıştırdığı ve cildi güzelleştirdiği bildirildi.

İnsan vücudunun günlük 50-70 miligram C vitaminine ihtiyacı olduğunu belirten uzmanlar, bu vitaminin ihtiyacının sigara içenlerde ve enfeksiyonlar sırasında iki katına çıktığına dikkat çekti. İnsan vücudunun C vitamini kendi üretemediği için bu vitamini dışarıdan karşılamak zorunda olduğunu belirten uzmanlar, bu noktada, içerisinde 90 miligram c vitamini barındıran portakalın vücut için gerekli vitamini kolaylıkla sağladığını bildirdi.

Uzmanlar, bu yüzden sabah kahvaltısında içilen bir bardak portakal suyunu güne dinamik başlamak ve pek çok hastalıklardan korunmak için ideal bir yöntem olarak gösteriyor. Özellikle kış aylarında görülen hastalıkların başında gelen grip ve soğuk algınlığında, ilk tüketilecekler arasında portakalın yalnızca C ve B vitamini ile sınırlı kalmayıp başta kalsiyum ve potasyum olmak üzere çeşitli madensel tuzlar ve meyve şekerlerini de içerisinde barındırıyor. Portakalı, suyunun yanı sıra posalı kısmı ile de yenmesini tavsiye eden uzmanlar, günde bir tanesinin bile tüketilmesi halinde günlük folik asit gereksiniminin yüzde 10′unu karşıladığını söyledi. Uzmanlar portakalın sağlığa faydalarını şöyle sıralıyor:

“C vitamini cilde esneklik veren kolajenin yapısına katılıp demir emilimine yardımcı oluyor. Portakal ağacı çiçeklerinin kaynatılmasıyla elde edilen su, spazmı giderir, damar sertliğini ve felci önler. Sarılığa ve karaciğer hastalıklarına karşı etkili bir doğal ilaçtır. Bazı kanser türlerine ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyor. Kanın pıhtılaşmasını, mide ve pankreas kanserini önleyici etkisi vardır. Soğuk algınlığı, grip, kas incinmesini önler.

Kanı zehirlerden temizler. Bağırsakları yumuşak tutar. Cilt ve beden yaşlanmasını engeller.Bedene güç ve enerji verir. Organizmanın vitamin ve madensel tuz gereksinimini karşılar.

Özellikle gelişme dönemlerinde çocuklara bol bol portakal yedirilmeli. Kabuklarındaki esans sivilcelere sürüldüğünde biraz yanma yapar ama iki ayda ortadan kaldırır.”

Genel Yorum Yok Yazan:

Soğuk kış günlerinin vazgeçilmez besin kaynaklarından biri olan pekmez, Türkiye’nin dört bir yanında farklı yöntemlerle üretilirken, içeriğindeki zengin mineral ve vitaminler nedeniyle kahvaltı sofralarının baş köşesinde yer alıyor.

Bugüne kadar bir çok atasözü, deyim ve tekerlemeye de konu olan pekmez, günlük kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum ihtiyacını karşılarken özellikle hamileler ile gelişim çağındaki çocuklar beslenmesinde de önemli rol oynuyor.

”Armudu sapıyla, üzümü çöpüyle, pekmezi küpüyle”, ”Pekmez gibi malın olsun”, ”Küpün içinde pekmez, bu pekmez bize yetmez, bizim köyün kızları davulsuz gelin gitmez”, ”Dolapta pekmez yala yala bitmez”, ”Kavutu olan pekmeze katar, aklı olan öğüt tutar” gibi pek çok tekerleme, atasözü ve deyimde adı geçen pekmez Anadolu’nun dört bir yanında farklı meyvelerden üretilerek, özellikle soğuk kış günlerinde üşümemek için tüketiliyor.

Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Artık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hızla kana karışabilen pekmezin ”acil” enerji ihtiyacı için gerekli bir gıda maddesi olduğunu belirtirken, 2 yemek kaşığı pekmezde (20 gram), insan vücudu için çok değerli olan 2 miligram demir, 80 miligram kalsiyum ve 58 kilokalori enerji bulunduğunu söyledi.

Pekmezin büyüme çağındaki çocuklar, işçiler, sporcular, hamile ve emziren anneler için eşsiz bir gıda maddesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Artık, 200 gram pekmezin kalori açısından 1150 gram süte, 300 gram ekmeğe, 390 gram ete eşdeğer olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Artık, pekmezin sindirim sisteminde parçalanmasına gerek olmadan kana geçebildiği bilgisini de vererek, ”Bu nedenle özellikle enerji aktivitesi yüksek olan çocuklarda ve sporcularda enerjinin pekmezle sağlanmasının büyük önemi vardır. Üzüm ve pekmezin içerdiği demir, kolayca emilmekte ve günlük demir ihtiyacının yüzde 35′i bu ürünlerce karşılanabilmektedir” dedi.

AA

Genel,Haberler Yorum Yok Yazan:

Çalışmalarını Almanya’da yürüten Türk profesör İsmail Özkanlı, rastgele alınan ağrı kesicilerin iç organlarda kalıcı hasarlar oluşturabileceği uyarısında bulundu.

Prof. Dr. Özkanlı yaptığı yazılı açıklamada, migreni tetikleyen en önemli faktörlerden birinin stres olduğunu ifade ederek, çeşitli araştırmalara göre her dört

kadından birinde migren bulunduğunu, bunun nedeninin de hormonlar ve duygusal hassaslık olduğunu kaydetti.

Kadınların hem günlük yaşamın hem de ailevi sorunların stresini daha yoğun yaşadığını vurgulayan Prof. Dr. Özkanlı, bunun da kadınlarda migren hastalığının sıklıkla görülmesine yol açtığına işaret etti.

Prof. Dr. Özkanlı, açıklamasında, “Migren hastaları, doktora gitmek yerine rastgele aldıkları ağrı kesici ilaçlarla sadece ağrıyı dindirme yoluna gidiyorlar. Rastgele alınan ağrı kesiciler iç organlarda kalıcı hasarlar oluşturabilir” uyarısında bulundu.

Ağrı durumlarında mutlaka doktora gidilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Özkanlı, açıklamasında şu önerilerde bulundu: “Baştaki ağrıyı dindireyim derken mideye, böbreklere ya da karaciğere daha büyük zararlar verilebilir.

Doktor tavsiyesi dışında, ağrı kesici hap kullanma gereksinimi ortaya çıktığında, uçucu yaban nanesi yağını tavsiye ediyorum.

Özellikle Avrupa’da, insanların ağrılarını dindirmek için sıklıkla kullandıkları ve hiçbir yan etkisi olmayan doğal yaban nanesi yağı Türkiye’de yeni yeni yayılmaya başladı. Roll on tüplerde satılan yağın, ağrıyı birkaç saniyede dindirme özelliği hem etkili hem de güvenilir.”

Genel Yorum Yok Yazan:

Kansızlık özellikle çocuklarda, gebe ve emzikli kadınlarda sıklıkla ortaya çıkıyor. Kansızlık tedavisinde doğru seçilmiş bir beslenme modelinin de önemi büyük. Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, demir eksikliğine . bağlı kansızlık tedavisinde tüketilmesi gereken besinler hakkında bilgi verdi.

Demir kaynağı besinler!

• Karaciğer, kırmızı et, tavuk ve balık eti

• Yumurta

• Üzüm ve pekmez

• Kuru baklagiller

• Kuru kayısı, kuru üzüm, kuru dut gibi kuru meyveler

• Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, pazı)

• Fındık, fıstık ve susam

Baklagilleri etle pişirin

• Her öğünde bol limonlu yeşillikler ve bu yeşilliklerden oluşan karışık bir salata, demir emilimi artırmaktadır.

• Yumurta tüketilirken yanına taze sıkılmış portakal veya greyfurt suyu tercih edilmesi, yumurtadaki demirin daha fazla emilmesini sağlamaktadır.

• Yumurta haşlama yerine kimi zaman menemen gibi pişirilip; yeşil, kırmızıbiber, domates ve soğanla C vitamini kazandırıldığında, demirin alımını artırılır.

• Ispanak yanına yoğurt ile tüketildiğinde demir emilimi azalmaktadır. Ispanağın yumurta ile pişirilmesi ise biyoyararlılığını artırır.

• Kurubaklagil ve tahıllı yemekler; yanında mutlaka bol maydanozlu, marullu, domates ve limonlu salata ile tüketildiğinde, tahıl ve baklagillerin içindeki demir daha fazla emilir. Ayrıca bu besinler kıyma, parça et ya da tavukla pişirildiğinde demir alımı artmaktadır

Genel Yorum Yok Yazan:

Sağlık Bakanlığı tarafından cep telefonlarının sağlığa etkisi ile ilgili olarak rapor hazırlandı.

Raporda, kablolu kulaklık kullanılması halinde telefonun baş bölgesinden uzak tutulması sağlanabildiğinden cep telefonlarının zararlı etkilerinin azaldığı, kulaklığın olmadığı durumlarda ”hoparlör” ile konuşulması, telefon görüşmesi yerine mesajın tercih edilmesi, arama yapıldığında bağlantı kurulduktan sonra cep telefonunun kulağa tutulması, cep telefonlarının kalp, beyin, böbrek gibi organlardan uzakta tutulması tavsiye ediliyor.

Hamilelerin, çocukların cep telefonu kullanmaması uyarısında bulunan raporda, uyurken cep telefonlarının kapatılması, kapatılmayacaksa başucundan en az 1 metre uzağa konulması öneriliyor.

Cep telefonlarının hareketli araçlar içerisinde kullanılması ve taşınması önerilmeyen raporda, araç içinde metal çeperlerden içeri yansıyan elektromanyetik alanın şiddetinin, açık havadakinden daha fazla elektromanyetik dalgaya yol açtığı gerekçe olarak gösteriliyor.

Edinilen bilgiye göre, Sağlık Bakanlığı, son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanılan cep telefonlarının insan sağlığına etkileri konusunda yapılan çok sayıda araştırmayı göz önünde bulundurarak, kamuoyunun doğru bilgilenmesi için önlem alınması ve bilimsel bir kurul tarafından vatandaşları bilgilendirici önerilerin belirlenmesi gerektiği kanaatine vardı.

Bu kapsamda, Sağlık Bakanlığı tarafından ”Elektromanyetik Alanların Sağlık Etkilerini Değerlendirme Alt Kurulu” oluşturuldu. Kurul tarafından yapılan çalışmalar sonucunda cep telefonu kullanılması ile ilgili rapor hazırlandı.

Cep telefonlarının sağlığa etkisi ile ilgili olarak yurt içi ve yurt dışındaki tüm araştırmaların değerlendirildiği bilimsel kurulun hazırladığı raporda, cep telefonu kullanımı konusunda halka yönelik önerilere yer verildi.

”KONUŞMAK YERİNE, KISA MESAJLARDAN YARARLANILMALI”

Cep telefonundan yayılan dalgadan etkilenimin uzaklıkla azaldığı vurgulanan rapora göre, kablolu kulaklık kullanılması telefonun baş bölgesinden uzak tutulmasını sağladığından, cep telefonlarının zararlı etkileri azaltılabiliyor. Kulaklığın olmadığı durumlarda ”hoparlör” modu tuşlanarak, sesli görüşme ile telefondan uzak konuşulması öneriliyor.

Özellikle büyümesi ve gelişmesi devam eden çocuklarda cep telefonu kullanım yaşının geciktirilmesi ve çocukların cep telefonu kullanmaması tavsiye ediliyor. Çocukların cep telefonu kullanması halinde, faturaların kontrol edilmesi, gerektiğinde uyarılması isteniyor.

Hamilelerin ise cep telefonu kullanmaları önerilmiyor.

Acil durumlar dışında cep telefonu kullanılmaması ve mümkün olan her durumda cep telefonu yerine kablolu sabit telefonların kullanılması tavsiye ediliyor.

Cep telefonu ile yapılan görüşmelerin mümkün olduğu kadar kısa tutulması ve daha çok kısa mesajlardan yararlanılması isteniyor. Numara çevrildikten sonra hat bağlanıncaya kadar telefonun vücuttan uzak tutulması isteniyor.

Cep telefonuna gelen arama olduğunda ya da arama yapılması gerektiği durumlarda, bağlantı kurulduktan sonra cep telefonunun kulağa tutulması ile elektromanyetik radyasyona maruz kalmanın önemli ölçüde azaltılacağı belirtiliyor.

”SAR DEĞERİ DÜŞÜK TELEFONLAR TERCİH EDİLMELİ”

Rapora göre, cep telefonu alınırken SAR değeri düşük telefonların tercih edilmesi öneriliyor.

Cep telefonlarının olabildiğince vücuttan uzakta kullanılması ve bulundurulması isteniyor. özellikle kalp, beyin, böbrek gibi organlardan uzakta durması gerektiği vurgulanıyor.

Bebek odaları, yatak odaları ve çocukların yakınında cep telefonu bulundurulmaması tavsiye ediliyor.

Uyurken cep telefonlarının kapatılması, kapatılmayacaksa başucundan en az 1 metre uzağa konulması öneriliyor.

”HAREKETLİ ARAÇLAR İÇİNDE CEP TELEFONU KULLANILMAMALI”

Cep telefonlarının hareketli araçlar içerisinde kullanılması ve taşınması ise önerilmiyor. Buna gerekçe olarak da araç içinde metal çeperlerden içeri yansıyan elektromanyetik alanın şiddeti, yolculara açık havadakinden daha fazla elektromanyetik dalgaya maruz kalmasına neden olabiliyor.

Ayrıca, sürekli değişen baz istasyonları ile iletişime geçmeye çalışan cep telefonu, normalden çok daha fazla elektromanyetik dalga yayabiliyor.

Araç kullanırken cep telefonu veya araç telefonu kullanılmasının dikkati azalttığı ve kazalara neden olabildiği uyarısında da bulunuluyor. Bu nedenle araç güvenli bir yere çekildikten sonra cep telefonu ile konuşulması tavsiye ediliyor.

Özellikle yol koşullarının riskli olduğu yağışlı ve sisli havalarda cep telefonu ile kullanılmaması gerektiği belirtiliyor. Bunun dışında petrol istasyonlarında da cep telefonu kullanılmaması isteniyor.

Raporda, kablolu kulaklık kullanılması halinde telefonun baş bölgesinden uzak tutulması sağlanabildiğinden cep telefonlarının zararlı etkilerinin azaldığı, kulaklığın olmadığı durumlarda ”hoparlör” ile konuşulması, telefon görüşmesi yerine mesajın tercih edilmesi, arama yapıldığında bağlantı kurulduktan sonra cep telefonunun kulağa tutulması, cep telefonlarının kalp, beyin, böbrek gibi organlardan uzakta tutulması tavsiye ediliyor.

Hamilelerin, çocukların cep telefonu kullanmaması uyarısında bulunan raporda, uyurken cep telefonlarının kapatılması, kapatılmayacaksa başucundan en az 1 metre uzağa konulması öneriliyor.

Cep telefonlarının hareketli araçlar içerisinde kullanılması ve taşınması önerilmeyen raporda, araç içinde metal çeperlerden içeri yansıyan elektromanyetik alanın şiddetinin, açık havadakinden daha fazla elektromanyetik dalgaya yol açtığı gerekçe olarak gösteriliyor.

Edinilen bilgiye göre, Sağlık Bakanlığı, son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanılan cep telefonlarının insan sağlığına etkileri konusunda yapılan çok sayıda araştırmayı göz önünde bulundurarak, kamuoyunun doğru bilgilenmesi için önlem alınması ve bilimsel bir kurul tarafından vatandaşları bilgilendirici önerilerin belirlenmesi gerektiği kanaatine vardı.

Bu kapsamda, Sağlık Bakanlığı tarafından ”Elektromanyetik Alanların Sağlık Etkilerini Değerlendirme Alt Kurulu” oluşturuldu. Kurul tarafından yapılan çalışmalar sonucunda cep telefonu kullanılması ile ilgili rapor hazırlandı.

Cep telefonlarının sağlığa etkisi ile ilgili olarak yurt içi ve yurt dışındaki tüm araştırmaların değerlendirildiği bilimsel kurulun hazırladığı raporda, cep telefonu kullanımı konusunda halka yönelik önerilere yer verildi.

Genel Yorum Yok Yazan:

Teksas Üniversitesi bilim adamları fareler üzerinde yaptığı deneyde pankreas tarafından salgılanan glukagon hormonunun etksini kaldırdı ve insülin yoklugunda tip1 diyabete neden olmadığı görüldü.

Bilimadamları, gelecekte insanlardaki glukagon etkisini de durdurarak insülin iğnelerini azaltmayı hatta tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Genel Yorum Yok Yazan:
Telif Hakkı © 2009 CikolataNet – sohbet, chat, sohbet odaları, sohbet siteleri

Elitdizin.com | Dizin , Site ekle , Link ekle
sohbet