LONDRA – İngiltere’deki John Innes Merkezi ve Norwich Gıda Araştırmaları Enstitüsü’nden bilimadamları brokolinin içindeki, sağlığa yararlı olduğu bilinen doğal maddeleri artırmayı başardı.
1983′te doğal olarak yüksek seviyede glükofaranin maddesini içeren yabani brokolinin bulunmasından yola çıkan bilimadamları, normal brokoliye benzeyen, ancak bu maddeyi 2-3 kat fazla içeren “süperbrokoli”ye “Beneforte” adını verdi.
Araştırmacılar “Beneforte”nin sülforafan seviyesini normal brokoliden 2-4 kat artırdığını belirtti.
İngiltere’de satışa sunulmaya başlayan bu brokolinin suda az haşlanarak ya da hafif ateşte az pişirilerek yenmesi tavsiye ediliyor.
Glükofaranin, brokoli ve aynı gruptaki sebzelerde bulunan sülforafan maddesini, bağırsak florasıyla birleştiğinde aktif hale getirme özelliğine sahip.
Daha önce yapılan birçok araştırma sülforafanın kronik iltihapları azalttığını ve bazı kanser türleriyle savaştığını göstermişti.
(AA)
Hollandalı uzmanların “Stroke” dergisinde yayımlanan araştırması, elma, armut, muz ve karnabahar gibi beyaz etli meyve ve sebzelerin felç geçirme riskini yüzde 52 oranında azalttığını ortaya koydu.
Yaklaşık 20 bin kişinin beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumlarını 10 yıl boyunca gözlemleyen uzmanlar, günlük beyaz etli meyve ve sebze tüketiminde yapılacak 25 gramlıkbir artışın, felç riskini yüzde 9 aşağıya çektiğini keşfetti.
Araştırmaya katılanların yediği meyve ve sebzeleri de sınıflandıran uzmanlar, katılımcıların yarısından fazlasının elma ve armudu sıklıkla tükettiğini belirledi.
Araştırmayı yürüten ekipte bulunan Wageningen Üniversitesi’nden beslenme uzmanı Linda Oude Griep, elma ve armudun yüksek miktarda lif ihtiva ettiğinin bilindiğini, ancakbeyaz etli meyve ve sebzelerin içeriğindeki önemli besleyici maddeleri ortaya çıkarmak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini kaydetti.
Öte yandan uzmanlar, beyaz etli meyve ve sebze tüketiminin yararlarına dair bu bilgilerin, insanları diğer renkteki meyve ve sebzeleri yemekten alıkoymaması gerektiğini ifade etti.
Araştırmacılar, sağlıklı ve dengeli beslenmenin, doymuş yağ ve tuz kullanımını azaltmanın, düzenli sporun ve tansiyonu kontrol atında tutmanın felç riskini azaltmada etkili faktörler olduğunu vurguladı.
(aa)
CHICAGO – ABD’li uzmanlar tarafından yapılan bir araştırma, sıklıkla kahve içen kadınlarda depresyona girme eğiliminin, kahveyi nadiren tüketen hemcinslerine göre yüzde 20 oranında azaldığını ortaya koydu.
Araştırma ekibinde yer alan Harvard Üniversitesi’nden Alberto Ascherio, kahve tüketiminin enerjiyi arttırdığını ve iyi hissetmeyi sağladığını belirterek, bu son araştırmanın, uzun süreli ve kronik hale gelen kafeinli kahve tüketiminin etkilerini ortaya çıkarmayı amaçladığını ifade etti.
Araştırma kapsamında, ortalama yaşları 63 olan yaklaşık 50 bin kadının yıllar içindeki kahve tüketme sıklığının incelendiğini kaydeden Ascherio, düzenli olarak günde 4 fincan ya da daha fazla sayıda kahve içen kadınların, kahveyi sıklıkla tüketmeyen kadınlara oranla yüzde 20 daha az depresyona girdiğinin saptandığını belirtti.
Uzmanlar ayrıca, çok sık kahve içen kadın ve erkeklerde Parkinson hastalığına yakalanma riskinin de azaldığını belirledi. (aa)
İç kulakta hücrelerin ölmesine yol açıyor…
Uzun süre yüksek sese maruziyet, çok hassas olan ve işitme fonksiyonunda temel görevi üstlenen iç kulakta hücrelerin ölmesine yol açıyor. Kendini yenileyemeyen ve çoğalamayan hücrelerin ölmesine bağlı olarak, kişide ortaya çıkan işitme kaybı bir süre sonra kalıcı hale gelebiliyor.
Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nebil Göksu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ses enerjisinin, titreşim halinde beyin tarafından algılanması sonucu işitmenin gerçekleştiğini söyledi.
Dış kulak, orta kulak, iç kulak ya da sesin deşifre işleminin yapıldığı sistemin herhangi bir basamağında engele takılması halinde işitme kaybının ortaya çıktığını ifade eden Göksu, dış kulakta sesin toplanarak orta kulağa iletildiğini, orta kulakta iletilen sesin büyütüldüğünü ve sesin sonra iç kulağa aktarıldığını anlattı.
Göksu, ”Burada ses analiz edilerek deşifre yapılıyor, kodlanıyor ve sinirlerde ilerleyerek beyinde algılanıyor” dedi.
Bu süreçlerden birindeki aksaklığa bağlı işitme kaybı görüldüğünü dile getiren Göksu, ”Orta kulak iltihabı, iç kulak zarı delikliği ve tümörler, iç kulak hastalıkları ciddi sorunlar yaratabiliyor” diye konuştu.
Göksu, kulakla ilgili hastalıklarının hepsinde işitme kaybı olabildiğini ifade eden kulakta meydana gelen iltihabın hem işitme kaybı, hem ağrı hem de doluluk yaptığını söyledi.
Kulaktaki bir tümörün ağrıya yol açabildiği belirten Göksu, aynı zamanda çınlama ve işitme kaybından da sorumlu olabildiğini anlattı.
Göksu, kulakta tek taraflı çınlamanın işitme ve denge siniri tümörlerinin bulgusu olabildiğini belirterek, sorunun erken dönemde tespit edildiğinde tedavi edilebilir ve yüksek oranda başarı elde sağlanabilirken; tümörün büyümesi halinde kalıcı işitme kaybı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirtti.
Göksu, beyin ve omuriliği hastalığı olan MS’de de işitme kaybının sık görüldüğünü ifade ederek, ”Çünkü, bu hastalıkta sinirlerin kılıfı eriyor. Sinir kılıfı eridiği için sinirler yalıtımsız kalıyor ve görevini yerine getiremiyor” dedi.
İşitme kaybının bir hastalık değil, semptom (bulgu) olduğuna işaret eden Göksu, kulakla ilgili her hastalığın kendine göre belirti verdiğinin altını çizdi.
ANTİBİYOTİK KULLANIMINA DİKKAT
Hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı antibiyotikler ile ağrı kesicilerin de iç kulaktaki hücrelerin yapısını bozduğuna ve işitme kaybına yol açabildiğine dikkati çeken Göksu, ”İç kulaktaki problemde en büyük etken antibiyotikler, idrar söktürücülerdir” diye konuştu.
Göksu, eskiden tüberküloz tedavisinde kullanılan antibiyotiğin içindeki ”streptolizm” maddesinin iç kulakta kalıcı hasara neden olduğunu, bu nedenle artık kullanımından kaçınıldığını belirtti.
”İÇ KULAKTA KOPAN HÜCRELER ASLA YERİNE GELMEZ”
Göksu, yüksek sese maruziyetin işitme kaybına yol açabildiğini ve hatta mevcut sorunu kalıcı hale getirebildiğini söyledi.
Uzun süreli yüksek sesin, çok hassas olan ve işitme fonksiyonunda temel görevi üstlenen iç kulağa çok fazla hasar verdiğini vurgulayan Göksu, kesinlikle yüksek sesli ortamlardan kaçınılması gerektiğini ifade etti.
Göksu, yüksek ses enerjisinin, iç kulakta yer alan salyangozda salınan zar üzerindeki hücrelerde bulunan tüylerin kopmasına ve hücrelerin ölmesine neden olduğunu, bu hücrelerin bir daha asla yerine gelmediğini söyledi.
Bu hücrelerin, kendisini yenilemediğini ve çoğalamadığını, bu yüzden olası bir sorunun kalıcı hale geldiğini dile getiren Göksu, yüksek sese maruz kalan meslek gruplarında kalıcı işitme bozukluğunun sık görüldüğünü kaydetti.
Göksu, uçak teknisyenlerinde, tankçı ve topçu gibi askerlerde, yüksek sesli müzik dinlenilen bar ve disko gibi mekanlarda çalışanlarda, gürültülü alet kullanarak çalışmak zorunda kalanlarda bir süre sonra işitme kaybı şikayetlerinin görüldüğünü ve belli bir zamandan sonra şikayetin kalıcı hale geldiğini bildirdi.
AA
Kalp hastalıkları ve diyabet riskini azaltmak için şekerli içecekler yerine suyu tercih etmek yeterli olabilir
İtalyan La Stampa gazetesinde yer alan habere göre, Harward Üniversitesinde görev yapan bir grup bilimadamı, tatlandırıcı içeren içecekler yerine su içmenin tip 2 diyabet riskini yüzde 7 azalttığını tespit etti.
Diğer içeceklerin yerine su tüketilmesini isteyen bilimadamları, su içmenin zayıflamaya yardımcı olduğunu ve bunun sonucunda da diyabet ve kalp hastalıkları gibi fazla kiloyla ilişkili tüm hastalıkları azalttığını vurguladı.
Araştırma grubunun başındaki Profesör Frank Hu, şekerli içeceklerin, obezite ve diyabet riskini artırdığını gösteren ikna edici kanıtların olduğunu belirterek, beslenme alışkanlıklarında yapılacak basit bir değişikliğin sağlık açısından büyük yararlar sağlayabileceğine işaret etti.
Frank Hu, “Diyabet ve kalp hastalıkları riskini azaltmak için, şekerli içecek tüketimini azaltarak, onların yerine şekersiz çay ya da su gibi sağlıklı içecekler tercih etmek çok önemli” dedi.
AA
Ünlü İngiliz rock şarkıcısı Rod Stewart, düzenlediği uluslararası yarışmalarla kendini ispatlamak isteyen video yapımcısı, tasarımcı, fotoğrafçı ve sanatçılara kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor.
Sanatçının Las Wegas davetini değerlendirmek isteyenler 8 Ağustos’a kadar Türkçe dil desteği bulunan Talenthouse internet sitesinden başvurularını yapabilecek.
Silikon Vadisi merkezli uluslararası bir şirkette pazarlama direktörü olarak görev yapan Burcu Çetin, yaptığı açıklamada, İngiliz rock sanatçısı Rod Stewart’ın sanat hayatına “The Jeff Beck Group” adlı grubu ile başladığını söyledi.
Sanatçının solo kariyerine 1969′daki ilk albümü “An Old Raincoat Won’t Ever Let You Down” ile adım attığını anlatan Çetin, “Rod Stewart’ın yaklaşık 50 yıllık sanat hayatında başta İngiltere olmak üzere birçok ülkede başarı elde eden şarkıları ve albümleri bulunuyor. Sanatçı, 150 milyona varan albüm satışıyla İngiltere’nin en çok albüm satan şarkıcılarından” dedi.
Başarılarıyla adından söz ettiren sanatçının yeni yetenekleri keşfetmek amacıyla uluslararası yarışmalar düzenlediğini ifade eden Çetin, bunlardan birinin de video yapımcıları için olduğunu söyledi.
Sanatçının bir video yapımcısını Las Vegas’ta Caesars Palace’deki performansına davet ettiğini kaydeden Çetin, “Video yapımcılarının bu şansı yakalamaları için yapmaları gereken tek şey yaratıcılıklarını gösteren videolarıyla yarışmaya katılmaları” diye konuştu.
Kazanan yapımcının Rod Stewart’ın 2011 yılı Kasım ayında Las Vegas Caesars Palace’daki showlarından birinde sanatçı sahnedeyken onun çekimlerini yapabileceğini kaydeden Çetin, video çekimlerinin ardından en dikkat çekici kısımların “rodstewart.com” ve sanatçının sosyal medya kanallarında yer alacağını bildirdi.
Sanatçının bir başka yarışmasının da tasarımcılar için olduğunu anlatan Çetin, “Efsanevi sanatçı Rod Stewart Las Vegas showu için tasarımcıları sınırlı sayıda üretilecek bir poster oluşturmaya çağırıyor. Sanatçı, rock&roll ikonu ile onun efsane statüsünü yansıtan benzersiz ve yenilikçi bir sanat arıyor” dedi.
Yarışmaya grafik tasarımcılar ve illüstratörlerin katılabileceğini kaydeden Çetin, kazanan tasarımın Las Vegas’da Caesars Palace’de fiziksel ve dijital olarak gösterileceğini söyledi.
Çetin, kazanan yarışmacının 2011 yılının kasım ayında Las Vegas-Caesars Palace’de Rod Stewart’ın showlarından birine bir VIP geçişi kazanacağını belirtti.
FOTOĞRAFÇILARA LAS VEGAS FIRSATI
Rod Stewart performanslarından birinde fotoğrafını çekmek isteyen fotoğrafçıları da Las Vegas’a davet ettiğini dile getiren Çetin, şöyle devam etti:
“Fotoğrafçıların bu daveti kazanabilmeleri için yapmaları gereken tek şey onun ruhunu yansıtan bir fotoğraf göndererek yarışmaya katılmaları. Rod Stewart tüm nitelikli başvuruları ve en yüksek oyu alan başvuruların tamamını gözden geçirerek kazananları seçecek. Kazanan yarışmacı 2011 yılının Kasım ayında Las Vegas’da Caesars Palace’de efsanevi şarkıcının fotoğraflarını çekebilmek için özel izin ile fotoğrafçıların yer aldığı kısma geçerek burada fotoğraflarını çekecek.
Sanatçı, onunla birlikte Las Vegas’da sahneye çıkmak isteyen vokalistler için de bir yarışma düzenliyor. İlgilenenlerin vokal yeteneklerini gösteren bir video göndermeye davet ediyor. Kazanan yarışmacı 2011 yılının kasım ayında Las Vegas’da Caesars Palace’de şarkıcının bir defalığına vokalisti olacak.”
Çetin, ünlü sanatçının düzenlediği yarışmalarla ilgilenenlerin 8 Ağustos’a kadar Türkçe dil desteği olan Talenthouse internet sitesinden başvuru yapabileceğini bildirdi.
Başarılı olanlara seyahat ve iki gün konaklama imkanı sağlanacağını belirten Çetin, en yüksek oyu alan 3 katılımcıya da imzalı bir hediye gönderileceğini sözlerine ekledi.
Fenerbahçe Kulübü şike soruşturması ve ardından gelen süreçle ilgili internet sitesi aracılığıyla açıklama yaptı.
Sarı-lacivertli kulüpten yapılan açıklama şöyle:
“Türk futbolunun içinden geçtiği bu kritik süreçte, atılan her adımın ve yapılan her açıklamanın çok dikkatli bir şekilde gerçekleştirilmesi lüzumu tartışılmaz bir gerçektir. Konunun yargıya intikal etmiş ve halen yürütülmekte olan bir soruşturma ile alakalı olduğu da düşünüldüğünde, bu gereklilik daha belirgin bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.
Bu bağlamda, Fenerbahçe Spor Kulübü olarak, yukarıda sözünü ettiğimiz hassasiyeti gözetmek suretiyle, kamuoyunun ve sorumlu kişi ve kurumların, kasıtlı bir şekilde yanlış bilgilendirilmesine ve yönlendirilmesine karşı çeşitli hususlara açıklık getirmeyi bir ödev olarak gördüğümüzden bu açıklamayı yapma gereğini hissettiğimizi vurgularız.
TCCD Genel Müdürü Süleyman Karaman, 3’üncü köprüde yer alacak hızlı trenin hızıyla ilgili “Tren, Boğaz’a kadar olan bölgeye saatte 350 kilometre hızla gelecek. Hızını yavaş yavaş düşürecek. Boğaz’dan 100 kilometre/saat hızla 69 saniyede geçecek” dedi
TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, yerli ve yabancı 15 yatırımcının yakın markaja aldığı İstanbul Boğazı’na inşa edilecek üçüncü köprüde yer alacak hızlı trenin bu bölümdeki hızının 100 kilometre/saat olacağını açıkladı. Boğaz’a kadar 350 km/h ile gelecek olan tren bu bölümde hızını düşürecek ve 1.9 kilometre uzunluğundaki Boğaz üzerindeki köprüyü 69 saniyede geçecek. TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, bu soruların yanıtlarını HABERTÜRK aracılığıyla ilk kez açıkladı. Karaman, üçüncü köprü üzerine inşa edilecek tren hattının 120 kilometre test hızına uygun olacağını belirtirken, “Tren, Boğaz’a kadar olan bölgeye saatte 350 kilometre hızla gelecek. Bu bölgeye yakın bir noktada hızını yavaş yavaş düşürecek. Boğaz’dan 100 kilometre saat hızla geçiş yapacak” diye konuştu.
KÖPRÜ 1.875 METRE OLACAK
3’üncü Boğaz Köprüsü’nü de içine alan ‘Kuzey Marmara Otoyol Projesi’, Avrupa yakasından Kınalı TEM Otoyolu kavşağından başlayıp, Adapazarı Akyazı’da TEM Otoyolu ile birleşecek. 260 kilometrelik projede köprü Garipçe-Poyrazköy arasına inşa edilecek. Üçüncü Köprü’nün toplam uzunluğu bin 875 metre, iki ayak arasındaki uzunluk da bin 275 metre olacak. Tren, 100 kilometre hızla yaklaşık 1.9 kilometre uzunluğundaki köprüyü 69 saniyede geçecek.
100 KİLOMETRE HIZIN MALİYETİ 250 MİLYON
Ulaştırma Bakanlığı kaynakları, trenin hızı arttıkça yatırım maliyetlerinin de doğru orantılı olarak arttığına işaret ederek, “100 kilometre hıza uygun tren yolunun projeye maliyeti yaklaşık 250 milyon dolar. Bu hızın iki katına çıkması halinde maliyet de 400-450 milyon dolara ulaşıyor” dedi.
“DAHA DÜŞÜK HIZ UYGUN DEĞİL”
TCDD Genel Müdürü Karaman, maliyeti azaltmak için Boğaz’dan daha düşük hızla geçişin düşünülüp düşünülmediği sorusunu, “100 kilometre uygun bir hız. Daha düşük bir hızla gitmesi zaman ve konfor açısından uygun değil” dedi.(HABERTURK)
TEM Otoyolu’nun Sakarya Arifiye ilçesi geçişinde sabah saatlerinde meydana gelen kazada aile büyüklerini ziyaret için gittikleri Kilis’ten dönmekte olan Benzer ailesinden baba ile oğlu öldü, anne ile bir oğlu da yaralandı. Olay yerine gelen trafik ekipleri yaralı kadının cep telefonundaki son arama kaydında bulunan “babam” yazılı numarayı arayarak, sadece “Telaş etmeyin yaralandılar” diyerek damadı ile torununun öldüğünü söyleyemedi.
Alınan bilgilere göre kaza sabah saat 05.30 sıralarında TEM Otoyolu’nun Arifiye ilçesi geçişinde meydana geldi. İsmail Ahmet Polat’ın yönetimindeki 34 HR 0312 plakalı otomobil, otoyolun Arifiye Köprüsü yakınında aynı istikamete gitmekte olan Fevzi Tunalı yönetimindeki 34 UN 8028 plakalı tırın 34 HD 7091 plakalı dorsesine arkadan çarptı. Sağ tarafı parçalanarak hurdaya dönen otomobilde bulunan 35 yaşındaki Mehmet Benzer ve 11 yaşındaki oğlu Şükrü Benzer olay yerinde can verdi. Anne Emine Benzer ile 4 yaşındaki oğlu Taha Benzer ve otomobil sürücü Ahmet Polat yaralandı. İtfaiye ekipleri tarafından araçtan çıkarılan 3 yaralı Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Yaralıların durumlarının ağır olduğu bildirildi.
Trafik ekipleri kazazedelerin yakınlarına haber vermek için kimlik tesbiti yapmaya çalışırken, bir polis memuru yaralı Emine Benzer’in çantasından cep telefonunu alarak son arama kayıtlarını inceledi. Kayıtlardaki ‘Babam’ yazılı numarayı arayan polis memuru karşısına çıkan Emine Benzer’in babasına damadı ve torununun öldüğünü söyleyemedi. “Sakarya Emniyetinden arıyorum. Kızınızın ismi neydi? Kızının cep telefonundan seni arıyorum. Hafif yaralamalı kaza geçirdiler. Emine kızınız mı? Hafif yaralandılar. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldılar. Bilginiz olsun, telaş yapmayın” diyerek, damadı ile bir torunun öldüğünü söyleyemedi.
Baba ve oğlunun cesetleri cenaze aracına konduktan sonra Sakarya Eğitim ve Araştırma hastanesi morguna kaldırıldı.
Sudan korkma ya da suda boğulma korkusunun sebebi nedir? Bu korkudan nasıl kurtulursunuz? İşte bu soruların cevapları.
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A. Hastanesi (BRSHH) Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. K. Fatih Yavuz, suda boğulma korkusunda en etkili tedavinin psikoterapi ile sağlandığını söyledi.
Etkili olan tek psikoterapi yönteminin ise bilişsel-davranışçı terapi olduğunu belirten Dr. Yavuz, “Bilişsel-davranışçı terapiyle yaklaşık 1 ila 7 seans arasında kişi tedavi edilebilir. Bu süreçte psikoterapist danışanla beraber korkusunun nedenleri üzerinde çalışır ve hedefe ulaşmakla ilgili ortak bir yol haritası planlayarak uygulamaya geçerler” dedi.
Suda boğulma korkusunun temelinde kişinin bu konudaki bazı inançlarının yer aldığını ve bu inançları iki kısım altında topladıklarını hatırlatan Yavuz, şöyle devam etti: ” Birincisi, bu bireyler suda boğulma ihtimalini olduğundan daha fazla, olası boğulma sonrası hayatta kalma ihtimalini de olduğundan daha az görmektedirler. Yani onlara göre suda boğulma çok kolay ve sık olarak meydana gelmekte ve kurtulma ihtimali de çok az olmaktadır. İkinci kısımda ise bu bireylerin herhangi bir boğulma tehlikesi geçirmeleri halinde bu tehlikeyle baş edemeyeceklerine dair olan inançlar bulunur. Bu iki inanç paketi gerçek hayatla uyumlu olmadığından kişiler suya girmekten çekinirler ve bu da toplum tarafından ‘suda boğulma korkusu’ olarak adlandırılır.”
Suda boğulma korkusuyla ilgili dünyada ve ülkemizde çok net araştırma sonuçları olmadığını aktaran Yavuz, “Ancak bütün özgül fobilerin toplam görülme sıklığının yüzde 9 civarında olduğu düşünüldüğünde suda boğulma korkusunun yüzde 1 veya daha düşük oranda olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki tedavi olma amacıyla uzmana başvurma oranları her rahatsızlıkta olduğu gibi çok daha düşük olmaktadır” diye konuştu.
Dr. Yavuz, suda boğulma korkusunun bir kişide ortaya çıkması için kişinin boğulma tehlikesi atlatmasının gerekli olmadığını da vurguladı.
Çocuklarda daha sık görülüyor
Denizden korkmanın psikolojik bir rahatsızlık olduğunu hatırlatan Yavuz, şunları kaydetti: “Bu rahatsızlık çocuklarda da oldukça sık görülmektedir. Bununla birlikte zamanla kendiliğinden geçebileceği gibi tedavi de gerektirebilir. Anne babaların yapması gereken öncelikle çocuklarını denize girme konusunda zorlamamaları, eğer süreklilik arz etmeye başlamışsa bir psikiyatri uzmanından yardım almalarıdır.”