Fukuşima nükleer santralında soğutma çalışmalarında başarı sağlayamayan Japonya, Çernobil benzeri bir yöntem kullanacak. Çernobil’de nükleer sızıntıyı önlemek için beton ve kum kullanılarak reaktör gömülmüştü
Japonya’yı vuran 9.0 büyüklüğündeki depremde soğutma sistemi arızalanan Fukuşima Nükleer Santralı’ndaki reaktörlerin radyasyon yaymasını engelemek ve nükleer kıyametin önüne geçmek için her tür yolu deneyen Japon hükümeti son çare olarak Çernobil’de kullanılan kum ve çimento ile gömme yöntemine başvuracak.
Nükleer faciayı önleyecek bu yöntemin çıkış noktası, Millat’tan önce 4. yüzyılda Antalya’nın Kaş ilçesinde inşa edilen bir Likya lahiti. Ukrayna’nın Çernobil nükleer santralında 1986′da radyasyon sızıntısının önüne geçmek için Likya lahitine benzeyen, beton ve kum dökülerek ters bir mezarla 4 No’lu reaktörün üzeri kapatıldı. Şimdi de Fukuşima’nın 4 No’lu reaktöründe radyasyon sızıntısının önüne geçmek için beton ve kum dökülerek, ters mezar şeklinde bir kaplamayla reaktörlerin kapatılması planlanıyor.
Radyasyon sızıntısının yeraltı sularına karışmaması için de alttan tüneller kazılarak beton dökülecek. Reaktöre üstten ve alttan beton kaplama giydirilerek lahitin ortasında kalması sağlanacak.
Reaktörlerdeki nükleer yakıt çubuklarının aşırı derecede ısınarak radyasyon yaymasını önlemek için son üç gündür askeri helikopterler havadan su dökerken, karada polis panzerleriyle su püskürtülerek soğutma çalışması yapıldı. Havuzlarda soğutma işlemini gerçekleştirmek için soğutma sistemlerini çalıştıracak yeni bir elektrik hattının kurulmasında da başarı sağlanamadı.
Çernobil nükleer santralında 25 Nisan 1986′da radyasyon sızıntısı oldu. Radyasonun atmosfere karışmasını önlemek ve soğutma çalışmaları için ağustos ayına kadar değişik yöntemler kullanıldı. Son çare olarak ağustos ayında 7 bin ton çimento kullanılarak Çernobil’deki 4 No’lu reaktör gömüldü. Radyasyonun yeraltı sularına karışmasını önlemek için binanın altında tüneller açılarak beton döküldü. Bu işlem yapıldıktan tam bir yıl sonra rektörün sıcaklığı 100 derece düşürülmüş oldu.
Japonya’yı yeniden inşa edeceğiz
Çernobil benzeri nükleer bir facianın önüne geçmek için zamanla yarışılırken, Japonya Başbakanı Naoto Kan, Japonya’yı sıfırdan başlayarak yeniden inşa edeceğiz. Hepimiz bu kararlılığı paylaşmak zorundayız’ dedi. Başbakan Kan ayrıca 180 teknisyenin santraldan tahliye edilme isteğini reddederek bir bakıma ‘ölüm fermanlarını’ imzalamış oldu. Japon ulusal televizyonunda halka seslenen Başbakan Naoto Kan, halka birlik çağrısı yaptı. Konuşmasında Japon halkının cesaretinin kırılmamasını isteyen Kan, Japonların tıpkı geçmişte olduğu gibi tüm gücüyle çalışarak Japonya’yı yeniden inşa edeceğini belirtti.
Santraldaki durum endişe verici
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Yukiya Amano, Japonya’nın Fukuşima nükleer santralındaki reaktörleri soğutmak için zamana karşı yarıştığını söyledi. Deprem ve tsunami felaketiyle sarsılan ülkeyi ziyaret eden Amano, Japonya Başbakanı Naoto Kan tarafından bilgilendirilmesinin ardından yaptığı açıklamada, nükleer santraldeki durumun ciddiyetine ilişkin endişeli olduğunu belirtti.

Yan yana dizilen tabutlara saygı
Japonya’da 9.0 büyüklüğündeki deprem ve tsunamide en çok etkilenen Miyagi bölgesinde enkazdan çıkarılan cesetler, tabutlara konulduktan sonra böyle yan yana dizildi. Kurtarma ekipleri, cesetleri çıkardıktan önlerinde eğilerek üzgün olduklarını gösteriyor. Ölü ve kayıp sayısı ise 17 bine yaklaştı.
128 yaşlı ölüme terk edildi
Deprem ve tsunamiden sonra nükleer felaketle karşı karşıya olan Japonya’da kaos yaşanıyor. Fukuşima nükleer santralına 10 kilometre uzaklıktaki Iwaki kentinde 128 yaşlı bir hastanede ölüme terk edildi. Radyasyon sızıntısı sonrası bölge boşaltılmıştı. Hastane çalışanları 128 yaşlı insanı bırakarak kaçtı. Tesadüfen bulunan 128 kişi bir spor salonuna nakledildi ancak 14′ü burada hayatını kaybederken, çoğu da hala komada yaşam mücadelesi veriyor. Japon yetkililer ölü sayısının 6 bin 500′ü geçtiğini açıkladı.

Hani kötü günde yanında olacaktın
Radyasyon Tokyo’ya yaklaşırken bu kenti terk eden binlerce kişinin arasında Türk vatandaşı Ayhan Bulut da vardı. Bulut’u havalimanından Japon eşi Mika Sasaki uğurladı. Bulut, eşiyle son kez konuşup uçağa giderken, evlendikleri zaman verdiği, ‘İyi günde kötü günde birbirimizden asla ayrılmayacağız’ sözünü unutmuş gibiydi. Sasaki eşinin radyasyon sızıntısı nedeniyle Türkiye’ye döndüğünü kendisinin ailesini yalnız bırakmak istemediğini söyledi. (REUTERS)
Dev metropol karanlığa teslim
Deprem ve tsunaminin ardından nükleer santrallarında sorun yaşayan Japonya’da enerji dar boğazı başkent Tokyo’yu karanlığa gömdü. Deprem öncesinde cıvıl cıvıl olan Ginza bölgesinde hayat durdu. Rüzgarın yönünü Tokyo’ya çevireceği haberleri sonrası başkent hayalet kente döndü.
Radyasyon ABD’ye ulaştı
ABD’nin California eyaletinin güney kesimlerinde, Japonya’nın Fukuşima nükleer santralinden geldiği tahmin edilen çok düşük yoğunlukta radyasyon tespit edildi. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, radyasyon seviyesinin insanlara zarar verecek düzeyden çok uzak olduğunu açıkladı. Chicago’daki havaalanlarında da Japonya’dan gelen yolcularda ve uçaklarda düşük oranda radyasyon saptandı.

Şarkıcı İbrahim Tatlıses, Maslak Büyükdere Caddesi üzerinde kimliği belirsiz kişilerce silahlı saldırıya uğradı.
ŞARKICI İbrahim Tatlıses, İbo Şhow’un çekimlerinin ardından Maslak Nurol Plaza çıkışında uzun namlulu silahlarla saldırıya uğradı. Başından vurulan Tatlıses ve omzundan yaralanan asistanı Buket Çakıcı hastaneye kaldırıldı. İki kez ameliyata alınan Tatlıses’in durumunun ağır olduğu belirtilirken, polis, siyah renkli bir otomobille olay yerinden kaçan saldırganları arıyor.
İbrahim Tatlıses, Şişli Maslak Büyükdere Caddesi’ndeki Nurol Plaza’nın alt katında bulunan Beyaz TV’ye ait Efendi Center’da İbo Şhow’un program çekimlerinin ardından, saat 00.15 sıralarında evine gitmek için plazadan çıktı. Yanındaki asistanı Buket Çakıcı ile otomobiline binen Tatlıses’e bu sırada siyah renkli bir otomobilden uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Saldırıda Tatlıses başına, Çakıcı ise omzuna isabet eden kurşunlarla yaralandı. Olayın ardından saldırganlar otomobille kaçarken, Tatlıses ve Çakıcı korumaları ve çevredekilerin yardımı kendi otomobili ile Özel Levent Hastanesi’ne kaldırıldı. İlk müdahalesi burada yapılan Tatlıses ve Çakıcı daha sonra ambulansla Maslak Acıbadem Hastanesi’ne sevk edildi. Tatlıses, yaklaşık 45 dakika süren ameliyatın ardından yoğun bakıma alındı. Tatlıses saat 03.00 sıralarında ikinci bir ameliyata alındı. Durumu kritik olan Tatlıses’in ikinci ameliyatının yaklaşık 3 saat sürmesinin beklendiği belirtildi. Saldırıya uğradığını duyan Tatlıses’in yakınları ve sevenleri ise hastaneye akın etti. Sanatçı dostları ve yakınlarının hastane önündeki endişeli bekleyişi sürüyor.
Soruşturma başlatan polis, olay yerinden çok sayıda boş kovan buldu. Görgü tanıklarının ifadesine başvuran polis, çevredeki MOBESE kameralarını incelemeye aldı. 5 kişi oldukları sanılan saldırganların yakalanması için geniş çaplı soruşturma başlatıldı. Bu arada Tatlıses’in hastaneye getirildiği kendisine ait Mercedes otomobilin camlarında kurşun izleri olduğu da belirti.
Resmi ölü sayısı dün akşam üzeri itibariyle 686 olarak açıklandı. Minamisanriku kentinde 10 bin kişi kayıp. Rikuzentakata limanında 400′e yakın ceset bulundu
Tarihindeki en şiddetli deprem ve ardından gelen dev tsunami dalgalarının vurduğu Japonya’da acı bilanço giderek netleşiyor. Resmi olarak ölü sayısı 686, ancak ajanslar bin 300′ü geçtiğini bildiriyor. 500′den fazla yaralının bulunduğu ülkede binlerce kişiye ise halen ulaşılamadı. Sadece, 17 bin nüfuslu Minamisanriku kentinde, 10 bin kadar kayıp olduğu açıklandı. Felaketin ardından korkulan nükleer kâbus ise gerçek oldu. Hasar gören dört nükleer santralden biri olan, 10 metrelik dalgaların vurduğu Sendai bölgesindeki Fukuşima santralinde dün bir patlama meydana geldi. Radyasyon sızıntısı tespit edilirken alarm durumuna geçildi. Tokyo’ya 240 kilometre uzaklıkta bulunan ve 40 yıldır hizmet veren Fukuşima santralindeki reaktörlerden biri, deprem sonrası bozulmuştu.
HALK İYOTLA KORUNACAK
Santralin işletmecisi Tokyo Elektrik şirketi (TEPKO) reaktörün merkezindeki baskıyı azaltmak için çalışma yaptığı esnada, söz konusu patlama yaşandı. Patlamanın nedeni ise “Deprem ve tsunami sonrasında santraldeki soğutma sisteminin bozulması nedeniyle ısınan su buharının oluşturduğu baskı” şeklinde açıklandı. 1 no’lu nükleer santraldeki patlamada 4 çalışan yaralandı. Jiji Haber Ajansı ayrıca 3 çalışanın da radyasyona maruz kaldığını açıkladı. Santralin bir kesimindeki çatı çökerken, bölge halkına sızıntıya karşı pencere ve kapılarda koruyucu önlemler alınması yönünde çağrılar yapıldı. Merkezi Viyana’da bulunan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu da tedbir olarak halka, radyasyonun etkisini azaltan iyot maddesi dağıtılacağını belirtti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) radyasyon sızıntısının halk sağlığını tehdit etme riskinin “oldukça düşük” olduğunu bildirdi.
140 BİN KİŞİ TAHLİYE OLDU
Fukuşima santrallerinin etrafındaki tahliye alanı çapı 20 kilometreye çıkarıldı. Nükleer sızıntı riski olan iki santralden Daiichi’den 110 bin, Daini’den ise 30 bin kişi tahliye edildi. Santrale, nükleer sızıntılara karşı özel olarak eğitilmiş “süper itfaiyeciler” gönderildi. Birçok uzman, 1986′daki Çernobil faciasından daha büyük bir patlamanın yaşanabileceği uyarısı yapıyor. Bazı ABD’li uzmanlar da söz konusu patlamanın, en büyük 3′üncü nükleer felaket olduğunu ileri sürdü.
EŞİ GÖRÜLMEMİŞ FELAKET
Santraldeki radyoaktivite oranının, bir saatte, bir yıllık düzeye çıktığı öne sürüldü. Ancak Japon hükümet sözcüsü Yukio Edano, Fukuşima nükleer tesisindeki reaktörü çevreleyen metal korumanın hasar görmediğini ve tesis çevresinde radyasyon oranında artış tespit edilmediğini kaydetti. Öte yandan, depremin vurduğu bölgelerde yaklaşık 6 milyon eve henüz elektrik verilemedi. Benzine getirilen kısıtlama çerçevesinde de vatandaşlar, araçlarına en fazla 15 litre benzin alabilecek. Bir milyondan fazla eve ise su verilemiyor. Ülkenin kuzeydoğusunda toplam 2 bin 100 kilometrelik alanı vuran deprem ve tsunami sonrasında ölenlerin sayısı bin 300′ü geçti. 500′den fazla yaralının bulunduğu ülkede binlerce kişiye ise halen ulaşılamadı. Helikopter ile bölgeyi gezen Japonya Başbakanı Naoto Kan ise yaşananlar için “eşi benzeri görülmemiş bir ulusal felaket” tanımını yaptı. Şimdiye kadar 10 binden fazla kişinin kurtarıldığı bilgisini de verdi. Dün de biri 6.8 büyüklüğünde çok sayıda artçı şok yaşanırken, dev dalgaların yuttuğu Rikuzentakata limanında 400 kadar ceset bulunduğu bildirildi. Depremin merkez üssüne 130 kilometre uzaklıktaki Sendai sahillerinde de 200-300 cesede ulaşıldığı gelen bilgiler arasında. Enkaz ve molozların altında da çok sayıda ceset olduğu tahmin ediliyor. 10 bin kişinin kayıp olduğu açıklanan Minamisanriku’da ise 7 bin 500 kişinin barınaklara sevk edildiği öğrenildi.
50 BİN ASKER GİDECEK
Kurtarma çalışmalarına katılmak üzere bölgeye 20 bin asker, 190 uçak ve 25 gemi gönderildi. Başbakan Naoto Kan, yaptığı açıklamada bölgeye sevk edilecek asker sayısının 50 bini bulacağını kaydetti. Ulaşımın sağlanamadığı Miyagi ve Fukuşima bölgesinde, felaketin çapı tam olarak hesaplanamıyor. Birçok kentin halen sular altında olması nedeniyle de çalışmaların yavaş ilerlediği belirtildi. Depremin merkez üssüne 373 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen büyük hasarın yaşandığı başkent Tokyo’da ise hayat tüm aksaklıklara rağmen normale dönmeye başladı. Metro ve bazı hatlar dışında tren seferleri başladı.
81 YOLCU SAĞ…
Ayrıca tsunaminin dev dalgalarına kapılıp kaybolan geminin Miyagi bölgesinde bulunduğu, 81 yolcunun sağ salim kurtarıldığı bildirildi. Tsunamiden sonra haber alınamayan 4 yolcu treninin yerleri ise halen saptanamadı. Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Kore, ABD, Singapur, İsviçre ve İngiltere, ülkeye yardım göndereceklerini açıkladı.
![]() |
|
|
|
Japonya‘nın Tokyo Üniversitesi Deprem Araştırma Enstitüsünde misafir öğretim görevlisi olarak bulunan Yrd. Doç. Dr. Serdar Küyük, Japonya‘nın deprem ve tsunami felaketiyle birlikte son verilere göre okyanusa 2 metre kaydığını ve 70 santimetre yere doğru göçtüğünü söyledi.
Deprem ve tsunami hakkındaki güncel verilere ilişkin olarak açıklama yapan Küyük, depremi ölçen sismik ağların durduğunu ve aletsel olarak ellerinde büyüklük ölçüsü bulunmadığını kaydetti.
Küyük, Tokyo’nun kuzeyindeki Tsukuba şehrinde sismik verilerin ölçüldüğü ve işlendiği bir merkez olduğunu, ancak elektrik kesintisi ve su basması nedeniyle sistemin aktive edilemediğini ve veri alınamadığını kaydetti.
Depremin maksimum yer ivmesi dağılımını incelediklerini belirten Küyük, bu bağlamda ellerine gelen en büyük kayıtların Sendai şehri ve İbareki eyaletinden olduğunu söyledi.
Küyük, bu depremin sıradan olmadığını ifade ederek, depremin neredeyse yer çekimi gücünde yanal olarak bir itmeye neden olduğunu kaydetti.
Bu ivme değerlerini devamlı incelediklerini belirten Küyük, çarpıcı bazı sonuçlar elde edildiğini ve Sendai şehrinde kıyı kesimlerin 65 ila 70 santimetre yere doğru göçtüğünü söyledi.
Küyük, “büyük bir alanın resmen aşağıya indiğini” vurgulayarak, muhtemel sebebin, tsunamiyle gelen dalgaların hepsinin geri gidemeyip bölgede bir ağırlık yapması ve depremin de etkisiyle aşağı doğru zemini itmesi olduğunu anlattı.
Hadisenin boyutlarının yanal olarak daha kötü olduğunu vurgulayan Küyük, GPS ile aldıkları verilere göre Sendai bölgesinin 2 metre denize kaydığını ve 70 santimetre yere göçtüğünü belirtti.
Küyük, meydana gelen büyük felaketle ilgili olarak, ” Japonya‘yı okyanusa çekmiş gözüküyor ve biraz da batırmış” değerlendirmesinde bulundu.
– TOKYO (Anadolu Ajansı)
Japonya’da 8.9 Büyüklüğünde Deprem Oldu.
ABD Jeolojik Araştırma Kurumu USGS, Japonya’nın kuzeydoğu kıyıları açıklarında meydana gelen depremin 8,9 olduğunu bildirdi.
280′DEN FAZLA KİŞİ ÖLDÜ, ÜLKEDE BÜYÜK ÇAPTA MADDİ HASAR VAR
Japonya’da meydana gelen 8,9 büyüklüğündeki deprem ardından ilk belirlemelere göre 280′den fazla kişi öldü, 400′den fazla kişi de kayıp.
Şiddetli deprem ülkede büyük maddi hasara da yol açtı. Ülkede ulaşım durdu, binlerce kişi havalimanlarında mahsur kaldı.
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) araştırmacıları tarafından geliştirilen ve atmosferdeki olası biyolojik ajan saldırılarından toz bulutlarına kadar her türlü oluşumu uzaktan tespit ve teşhis eden lazer teknolojileri Avrupa’dan tam not aldı.
Merkez, Avrupa’nın gökyüzünde olup bitenleri 24 saat izleyen en büyük merkezi, ”Avrupa Aerosol Araştırma Lidar Ağı”nın üyeliğine seçildi.
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Malzeme Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Tarık Baykara, AA muhabirine yaptığı açıklamada, lazer teknolojilerinin öneminin gün geçtikçe arttığına işaret etti.
Lazerlerin, çevre, makine-imalat, savunma, elektrik-elektronik, iletişim, güvenlik gibi pek çok alanda, günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini belirten Baykara, özellikle lidar teknolojisi”nin lazerlerin en önemli uygulamalarının başında geldiğini ve atmosferdeki oluşumları incelemekte kullanıldığını anlattı.
TÜBİTAK MAM Malzeme Enstitüsü’nün lazer ışınları ile tespit-teşhis ve mesafe ölçme olarak da tanımlanan lidar teknolojilerinde, çok önemli aşamalar kaydettiğini vurgulayan Baykara, enstitüde 2002 yılından bu yana tamamen yerli kaynaklarla özgün tasarımlar olan lidar sistemlerinin geliştirildiğini ve kullanıldığını söyledi.
”SALDIRIYI ÇOK ÖNCEDEN HABER VERİYOR”
Doç. Dr. Baykara, 2007 yılında geliştirilen Lidar Sistemi ile olası kimyasal ve biyolojik nitelikli hava saldırılarının çok önceden haber alınarak, saldırıların tespit ve teşhis etmenin mümkün hale geldiğini bildirdi.
Çokdalgaboylu MİE-Raman Lidarı isimli sistemle troposferde söz konusu oluşumlarla ilgili çalışmaların yapıldığını belirten Baykara, ”Günümüz dünyasının en büyük tehdit unsuru olarak görülen ve terör odaklı kimyasal ve biyolojik savaş ajanlarının aerosol formunda çok kolaylıkla saldırılarda kullanılması insanlığı tehdit eden en vahim tehlikedir” açıklamasında bulundu.
Kitlesel ölümler ve kalıcı hasar verebilecek zararlar yaratabilecek bu saldırılara karşı en etkili savunma yönteminin bu türden geliştirilmiş erken uyarı lidar sistemleri olduğunu kaydeden Baykara, bu teknolojinin dünya genelinde çok az ülkenin sahip olduğu stratejik alanların başında geldiğini söyledi.
”LİDAR AĞINA GİRDİLER”
TÜBİTAK MAM Malzeme Enstitüsü’nün, öncelikle bu büyük tehlikeyi dikkate alarak çok güçlü bir tasarım geliştirme, uygulama, test-analiz ve değerlendirme grubu oluşturduğuna dikkati çeken Baykara, bu proje grubunun başında aynı zamanda Avrupa Bilimler Akademisi üyesi de olan dünyaca tanınan bilim adamı Prof. Dr. Kerim Allahverdi’nin bulunduğunu aktardı.
TÜBİTAK’ın Gebze’deki Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Malzeme Enstitüsü İleri Lazer Teknolojileri laboratuvarlarına kurulan Lidar Sistemi ile İzlanda’da tekrar harekete geçen yanardağdan saçılan ve savrulan, rüzgarlarla Avrupa’nın pek çok ülkesinde hava ulaşımını büyük ölçüde aksatan kül bulutlarının Türkiye’ye kadar ulaştıklarını da tespit ettiklerini ifade etti.
Marmara Körfezine kadar ulaşan kül bulutlarının hangi yükseklikte ve hangi yoğunlukta olduklarının, fiziksel özelliklerinin sürekli olarak izlendiğini ve tüm bu çalışmaların Avrupa bilim merkezleri ile paylaşıldığını anlatan Baykara, Avrupalı bilim insanlarının, merkezce paylaşılan verilere ve değerlendirmelerin yüksek güvenilirlik ve kalitesine hayran kaldıklarını söyledi.
Baykara, bu gelişmenin hemen ardından proje gruplarının EARLINET olarak da bilinen ”Avrupa Aerosol Araştırma Lidar Ağı’na” davet edildiğini ve kısa sürede de bu oluşuma katılımını onayladıklarını bildirdi.
Söz konusu EARLINET oluşumunda 15 üye ülkenin bulunduğunu anlatan Baykara, ağın tüm Avrupa ve Türkiye’nin de içerisinde olduğu atmosfer ortamının 24 saat, her türden oluşumun da (Sahra çölü tozları, atmosfer kirliliği, atmosferik gazlar ve diğer) sürekli olarak izlendiğini kaydetti.
Baykara, TÜBİTAK’ın EARLINET üyeliğine ilişkin, ”Türk bilim insanlarının özgün tasarım ve geliştirme çalışmaları ile ortaya çıkan bu ulusal nitelikli teknoloji ile hem sivil hem de savunma-güvenlik alanında büyük aşamalar kaydedilmiş olmaktadır. Avrupa ve dünya bilim alemince de güvenilirlik ve kalitesi tescil edilen bu önemli gelişme ile Türk semalarının daha güvenli ve daha temiz kalmasının sağlanacağı kuşkusuzdur” dedi.
Doç. Dr. Baykara, enstitünün lazer sistemlerinin tasarım, geliştirme, imalat, test ve performansını hedefleyen çalışmaları ile Türkiye’nin savunma ve güvenlik alanında benzersiz bir konuma geleceğini sözlerine ekledi.
İçindeki karamel kanser yapıyor!
Koladaki karamel kanser nedeni KOLA üretiminde yaygın olarak kullanılan, kimyasal olarak yoğunlaştırılmış bazı karamel gıda boyalarının kansere neden olabileceği ve yasaklanması gerektiği öne sürüldü. ABD’li tüketici hakları grubu Kamu Yararına Bilim Merkezi (Center for Science in the Public Interest CSPI) tarafından yapılan açıklamada, saf karamelin eritilmiş şekerden yapıldığı, ancak gıda boyamada kullanılan iki diğer türün kimyasal amonyak içerdiği ve hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda çeşitli kanser türlerine neden olan bileşimler ürettiği belirtildi.
CSPI, Gıda ve İlaç İdaresi’nden, koyu renkli diğer alkolsüz içeceklerde de kullanılan amonyak içeren karamellerin yasaklanmasını istedi. Dünyanın bir numaralı kola üreticisi Coca Cola ise kullandığı karamelin kansere neden olmadığını açıkladı. Şirket açıklamasında, kendi ürettikleri koladaki renklendirmenin pişerken ‘kararma reaksiyonu’ ile oluştuğunu ve bunun çeşitli yiyecek ve içeceklerde de bulunduğunu belirtti. CSPI, şeker ve amonyak arasındaki kimyasal reaksiyonun kanserojen madde üretebildiğini ve bunun da binlerce kanser vakasının nedeni olabileceğini belirtti. Amerikan Meşrubat Birliği ise, CSPI’nın açıklamasının ‘korkutma taktiği’ olduğunu iddia ederek, karamel gıda boyasında bulunan bileşimlerin insanlarda kansere neden olduğu yönünde bir kanıtın mevcut olmadığını öne sürdü.(Habertürk)
Soğuk kış günlerinin vazgeçilmez besin kaynaklarından biri olan pekmez, Türkiye’nin dört bir yanında farklı yöntemlerle üretilirken, içeriğindeki zengin mineral ve vitaminler nedeniyle kahvaltı sofralarının baş köşesinde yer alıyor.
Bugüne kadar bir çok atasözü, deyim ve tekerlemeye de konu olan pekmez, günlük kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum ihtiyacını karşılarken özellikle hamileler ile gelişim çağındaki çocuklar beslenmesinde de önemli rol oynuyor.
”Armudu sapıyla, üzümü çöpüyle, pekmezi küpüyle”, ”Pekmez gibi malın olsun”, ”Küpün içinde pekmez, bu pekmez bize yetmez, bizim köyün kızları davulsuz gelin gitmez”, ”Dolapta pekmez yala yala bitmez”, ”Kavutu olan pekmeze katar, aklı olan öğüt tutar” gibi pek çok tekerleme, atasözü ve deyimde adı geçen pekmez Anadolu’nun dört bir yanında farklı meyvelerden üretilerek, özellikle soğuk kış günlerinde üşümemek için tüketiliyor.
Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Artık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hızla kana karışabilen pekmezin ”acil” enerji ihtiyacı için gerekli bir gıda maddesi olduğunu belirtirken, 2 yemek kaşığı pekmezde (20 gram), insan vücudu için çok değerli olan 2 miligram demir, 80 miligram kalsiyum ve 58 kilokalori enerji bulunduğunu söyledi.
Pekmezin büyüme çağındaki çocuklar, işçiler, sporcular, hamile ve emziren anneler için eşsiz bir gıda maddesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Artık, 200 gram pekmezin kalori açısından 1150 gram süte, 300 gram ekmeğe, 390 gram ete eşdeğer olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Artık, pekmezin sindirim sisteminde parçalanmasına gerek olmadan kana geçebildiği bilgisini de vererek, ”Bu nedenle özellikle enerji aktivitesi yüksek olan çocuklarda ve sporcularda enerjinin pekmezle sağlanmasının büyük önemi vardır. Üzüm ve pekmezin içerdiği demir, kolayca emilmekte ve günlük demir ihtiyacının yüzde 35′i bu ürünlerce karşılanabilmektedir” dedi.
AA
Dün kalp krizi geçiren Rıdvan Dilmen ile ilgili Acıbadem Hastanesi’nden açıklama geldi.
Dün kalp krizi geçiren spor yazarı ve yorumcusu eski Fenerbahçeli futbolcu Rıdvan Dilmen’in sağlık durumunun iyi olduğu açıklandı.
Hastaneden yapılan açıklamada, Dilmen’in kalbinin sağ damarında tıkanıklık saptandığı ve buraya yapılan balon-stent yerleştirilmesi işlemiyle, damarının tamamen açıldığı bildirildi.
Dün akşam saatlerinde kalp krizi geçiren ve Maslak Acıbadem Hastanesi’nde tedavi altına alınan spor yazarı ve yorumcusu eski Fenerbahçeli futbolcu Rıdvan Dilmen’in sağlık durumuna ilişkin hastane yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, Dilmen’in, sağlık durumunun iyiye gittiği belirtildi.
Rıdvan Dilmen’in, göğüs ağrısıyla başvurduğu Acıbadem Maslak Hastanesi’nde, yapılan balon-stend uygulaması sonrası, koroner yoğun bakım ünitesinde takip altına alındığı aktarılan açıklamada, Acıbadem Maslak Hastanesi Kardiyoloji uzmanı Doç. Dr. Ahmet Akyol’un, Rıdvan Dilmen’in sağlık durumu ile ilgili şu açıklamasına yer verildi. Dilmen’in sağlık durumuna ilişkin Akyol’un şunları kaydetti: “Hastamız Rıdvan Dilmen, dün saat 14.00 civarında başlayan göğüs ağrısı nedeniyle hastanemize başvurdu. Yapılan tetkiklerinde akut alt duvar kalp kriz ön tanısı ile acilen yatırıldı, ardından koroner anjiyografiye alındı. Anjiyografi sonrası, kalbin sağ damarında tıkanıklık saptandı ve buraya yapılan balon-stent yerleştirilmesi işlemiyle, damarı tamamen açıldı. Bu işlem sonrasında hastamız, koroner yoğun bakım ünitesine alınarak takip edilmeye başlanmıştır. Hastamızın durumu iyiye gitmektedir.”
-
DHA
“Yaşayan en eski çocuk doktoru hocası” unvanına sahip, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı kurucusu 89 yaşındaki Prof. Dr. Sabiha Cura Özgür vefat etti. Özgür’ün ölümü tıp camiasını yasa boğdu. Özgür, pazartesi günü Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Muhittin Erel Amfisi’nde düzenlenecek tören ve Alsancak Hocazade Camisi’nde kılınacak cenaze namazının ardından Çeşme’deki Yeni Çeşme Mezarlığı’na defnedilecek. 1922′de İstanbul’da doğan, 1945′te İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitiren Sabiha Cura Özgür, 1949′da uzman, 1952′de doçent oldu. 1957′de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları kliniğini kurdu. Evli ve 2 çocuk annesi Özgür, 1989′a kadar Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü
SABAH