Türkiyenin coğrafi konumu bile yakın ve değerli bir müttefik olarak görülmesi ve İslami radikalliğin limanlarına çekilmesinin önlenmesi için yeterli bir sebep.
Batı dünyasının bir parçası olmayı hedefleyen bir ülke olarak, Türkiye bu yolda tuhaf bir duruş sergiliyor. Ankara hükümeti Gazzeye giden filoya İsrailin düzenlediği baskınla ilgili şahsen bir yaptırım uygulamadı ancak uluslararası kınama korosunu da en kısa sürede devreye sokmaktan geri kalmadı.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu filoya yapılan askeri müdahalenin Türkiyenin 11 Eylülü olduğunu söyledi. Hatta Türkler NATOyu yardıma ikna etmeyi bile başardı. Ancak bütün bu gergin süreç boyunca Mavi Marmaradaki yolcuların silahlı bir çatışmaya hazır oldukları yönündeki kanıtları görmezden geldiler. Aksi takdirde gaz maskelerini, kurşun geçirmez yelekleri ve bıçaklarla baltaları nasıl açıklayabilirsiniz?
Türk hükümeti Mavi Marmaranın yolculuğunda doğrudan bir payı olmadığını söylese de İsrailli güvenlik yetkilileri İHH ile Ak Parti arasında bağlantılar olduğunu iddia ediyor. Tartışılması mümkün olmayan bir şey varsa o da Türkiyenin İsraille arasındaki diplomatik ittifakın sıkıntılar yaşadığı.
İNCE DENGE
Türkiye, 10 yıldan fazla süre boyunca çoğunluğu Müslüman halkının talepleriyle, bölgesel güvenlik meselelerinde İsraille işbirliği yapmasını gerektiren stratejik çıkarlar arasında ince bir denge tutturdu. Türkiyenin İsraille yakınlaşması büyük oranda PKKya destek veren Suriyeyi yalnız bırakma çabalarından kaynaklanıyordu.
Ancak askeri işbirliği ve istihbarat paylaşımına da yayılan Türkiye-İsrail ortaklığı aynı zamanda Ankaranın Batıyla özellikle de Avrupa Birliğiyle yakınlaşma arzularının bir göstergesi. NATOnun kurucu üyesi olan modern Türkiye kaderini eski Osmanlı topraklarındaki otokratik, baskıcı ve İslamcı rejimlerdense Batının laik, demokratik kurumlarında görüyordu.
Ancak bu arzular özellikle Almanya ve Fransanın tepkileriyle büyük oranda söndürüldü. Gazze filosu yola çıkmadan çok önce Türkiyenin Avrupayla olan ilişkinde bıkkınlığa kapıldığının işaretleri görülüyordu.
HASTA ADAM KIZGIN ADAM OLDU
Sonuçta bir zamanlar Avrupanın hasta adamı olan Türkiye bugün Doğunun kızgın adamı haline geldi. Şimdi Türkiyenin ikinci bir Pakistan olmasından endişe ediliyor. Atatürkün kurduğu laik Cumhuriyetin yılmaz destekçileri, İran benzeri bir İslamcı ideoloji ihtimalini imkansız görse de Gazze filosundakilerin Hamas gibi gruplarla bağlantılı olduklarını da akılda tutmak gerekiyor.
Batının Türkiyenin bütün bu olaydaki rahatsız edici varlığını göz ardı etmek gibi bir lüksü yok. Türkiyenin coğrafi konumu bile yakın ve değerli bir müttefik olarak görülmesi ve İslami radikalliğin limanlarına çekilmesinin önlenmesi için yeterli bir sebep.
Türkiye, Gazzeye yardım götürmeye çalışan Türk bayraklı yardım gemilerine yaptığı korkunç saldırıdan dolayı İsraile karşı anlaşılabilir bir kızgınlık içinde. Birisi ABD vatandaşı olan dokuz Türk saldırıda hayatını kaybetti. Türkiyenin şu anda hepsi serbest bırakılan aktivistleri serbest bırakılmasını ve İsrailin bütün ayak diremelerine karşı uluslararası inceleme talep etmesi oldukça makul.
Türk yetkililer, kızgınlıklarını şu ana kadar oldukça sert bir şekilde dile getirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrailin terörizm devleti olarak gösterilmesi gerektiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye bu saldırıyı hiçbir zaman unutmayacak dedi.
Türkiye, İsrail ve iki ülkenin ortak müttefiki ABDnin tansiyonu düşürmeye çalışması gerekiyor.
Türkiye, İsrail hükümetini tanıyan ilk Müslüman ülkeydi ve iki ülke karşılıklı ilişkilerinden büyük faydalar gördü. İki ülke arasındaki ticaret, 2009da 2.5 milyar dolara ulaştı. Ilımlı, laik bir demokrasiye sahip, NATO üyesi Türkiyenin istikrarlı bir Ortadoğudan çıkarı oldukça büyük.
ERDOGAN PERES TARTIŞMASI
İki ülke arasındaki ilişkiler, Erdoğanın Gazze konusunda İsrail Cumhurbaşkanı Simon Perese herkesin önünde karşı çıkmasından sonra, 2009un başlarında kötüleşmeye başladı.
Erdoğanın gün geçtikçe sertleşen ithamları hem Türkiyede hem de Müslüman dünyasının büyük bir kısmında oldukça hoş karşılandı.
Ancak Erdoğan fikrinden geri dönmekte zorlanabilir ve çok büyük bir ihtimalle zorlanacak.
Filistinliler, oldukça konuşkan olan savunucularını kullanabilir. İsrail ise yardım filosu saldırısından dolayı eleştirilmeyi hak ediyor. Ancak şu anda yerli yersiz İsrail karşıtlığı yapmak hem sorumsuz hem de tehlikeli bir hareketmiş gibi görünüyor.
TÜRKİYE İSRAİL-FİLİSTİN BARIŞINI DESTEKLEMELİ
Başbakan Erdoğan, İsrailin bir önceki hükümeti ile Suriye arasındaki gizli görüşmelere yaptığı arabulucuk için alkışlanmayı hak etti. Yakın zamanlarda, Brezilyanın yardımıyla İran hükümeti ile imzalanan nükleer anlaşma ise tecrübesizce bir girişimdi.
Türkiyenin Gazzedeki kuşatmayı sona erdirmek için diplomatik çalışmalarını devam ettirmesi gerekiyor.
İsrail, şu anda kuşatmayı yeniden gözden geçirme sinyalleri vermeye başlasa da kuşatmayı tamamen sona erdirmesi gerekiyor. Türkiye gerçekten kendini Filistinlilerin haklarını savunmaya adadıysa, diğer Müslüman ülkelere de İsrail-Filistin barış anlaşmasını desteklemeleri konusunda baskı uygulamak zorunda. Bu, belki de İsraile yapılabilecek en iyi baskı yöntemi olabilir.
Türkiye ile olan ilişkilerini de iyileşmek İsrailin de çıkarına. Uluslararası bağımsız bir incelemenin yapılmasına izin vermesi de bu açıdan çok önemli. Başbakan Benjamin Netanyahu bunu anlamakta zorlanıyor. Washingtonın Netanyahunun bunu anlamasına yardımcı olması gerekiyor.
Kıbrıs Rum kesiminde bulunan Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 16. Benediktus, “çalkantılı ülkelerde barışın, ahlaki değerlerin ileriye götürülmesiyle sağlanabileceğini” söyledi.
Rum radyosunun haberine göre, Papa 16. Benediktus, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile görüştü. Papa, Rum başkanlık sarayına gelişinde Rum lider Hristofyas ve eşi Elsi kapıda karşıladı.
Papa, Polis Filarmoni Orkestrası eşliğinde başkanlık sarayının avlusunda bulunan Başpiskopos Makariosun heykeline çelenk koydu.
Daha sonra Hristofyas, Papa 16. Benediktusa, üzerinde 14 Temmuz 1974te Makariosa karşı yapılan darde sırasındaki çatışmanın izleri bulunan başkanlık sarayı hakkında bilgi verdi ve binanın darbeden önce nasıl göründüğünü tasvir eden bir maket takdim etti.
Yaklaşık 15 dakikalık baş başa görüşmenin ardından Papa, Hristofyasın ailesiyle tanıştı ve ziyaretçi defterini imzaladı.
Hristofyas, ziyaret sırasında yaptığı konuşmada, uluslararası topluluğun, “taahhütlerini yerine getirmede” Türkiye üzerinde baskı oluşturması gerektiğini iddia etti.
Hristofyas, “Türkiyenin uluslararası hukuka itaat etmesinin, kendi jeostratejik pozisyonuna ilişkin çıkarlara hizmet etmesinden daha önemli olduğunu herkesin anlaması gerektiğini” kaydetti.
“Ulusal kimlikten ve dini vicdandan bağımsız tüm Kıbrıs halkının çıkarına uygun tezler sunduğunu” savunan Hristofyas, “hiç kimsenin kendilerinin Kıbrıs sorununun çözümüne bağlı olduklarından ve niyetlerinden şüphe duyamayacağını” kaydetti.PAPA, KIBRIS SORUNUNA DOĞRUDAN DEĞİNMEKTEN KAÇINDIPapa 16. Benediktus ise Rum devleti ile Rum Ortodoks Kilisesini, “topluma ve güvenli bir gelecek oluşturmak için verdiği önemli hizmetler nedeniyle takdir ettiğini” söyledi.
Papa 16. Benediktus, “çalkantılı ülkelerde barışın, ahlaki değerlerin ileriye götürülmesiyle sağlanabileceğini” ifade etti.
Ahlaki değerlere sahip olmayan ülkelerin “egoist” ülkeler haline geleceğine dikkati çeken Papa 16. Benediktus, herkesi insan haklarına saygı göstermeye davet etti.
Kıbrıs Rum kesimine dün gelen ve yaptığı konuşmalarda Kıbrıs sorununa doğrudan değinmekten kaçınan Papa 16. Benediktus, “Tanrı Kıbrısı korusun” dedi.
Rum basınına göre, Papanın Kıbrıs sorunuyla ilgili tek ifadesi, “Komşularınızla barış içinde yaşama arzunuz, inşallah adanızın geleceğine ilişkin endişelerinizi çözmeniz konusunda size ilham verir” oldu.
Bu arada Lefkoşada ara bölge yakınlarındaki Katolik Kilisesinde ikamet eden Papa için olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Birçok yol Papanın ziyareti nedeniyle trafiğe kapanırken, BM Barış Gücüne ait helikopterlerin de sürekli dolaştığı görülüyor.
Papayı korumak için bin kadar Rum polisi görev yaparken, Birleşmiş Milletler (BM) Bölgeler Arası Suç ve Adalet Araştırmaları Enstitüsü olarak bilinen UNICRIden de destek alındı.
Papa 16. Benediktusun, Hristofyasın eski limuzinini kullandığı da belirtildi. Papa, Kıbrıs Rum kesiminden yarın öğleden sonra ayrılacak.”
Avustralyada kendilerinin de ayrımcılık karşıtı koruma kapsamına alınmasını talep eden seks işçileri başkent Sydneyde çarpıcı bir eylem gerçekleştirdi.
2 Haziran 1975de, seks işçilerinin polise yaptıkları şikayetlerin ciddiye alınmamasını protesto etmek için Fransanın Lyon şehrindeki bir kiliseyi basmalarıyla başlayan Uluslararası Hayat Kadını Günü Sdyneydeki gösterilerle anıldı.
Eyleme katılan hayat kadınları kırmızı kıyafetleriyle oldukça renkli görüntüler sergiledi.
HAYAT KADINLARININ RENKLİ EYLEMİ- FOTO GALERİ
Ummanı önceki gün etkisi altına alan “Phet kasırgası, 12 kişinin ölümüne yol açtı.
UMMANI “PHET” VURDU / FOTO GALERİ
Sivil Savunma şefi General Malik El Muammeri, ölenlerin dokuzunun Umman vatandaşı olduğunu, bir kişininse kaybolduğunu belirtti.
Muammeri, kurtarma ekiplerinin, sellerden etkilenen elektrik ve içme suyu şebekelerini onarmak ve yolları açmak için çalıştığını söyledi.
Latin Amerikanın en mütevazı liderlerinden Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujica, tek mal varlığı olarak 1987 model kaplumbağa olarak bilinen Volkswagen aracı beyan etti.
URUGUAY DEVLET BAŞKANI MUJICA / FOTO GALERİ
Yerel basındaki haberlere göre, eski bir gerilla olan Mujicanın resmi gazetede yayımlanan mal beyanında sadece bin 500 euro değerindeki araç bulunuyor.
Pepe diye anılan Mujica ayrıca tek geliri olarak 9 bin 700 euroluk devlet başkanlığı maaşını bildirdi. Mujica, maaşının yüzde 70ini sosyal konut inşası için geri gönderiyor.
Latin Amerikada Şilinin iş adamı olan Devlet Başkanı Sebastian Pineranın mal varlığının 2,2 milyar dolar olduğuna, Arjantin Devlet Başkanı Cristina Kirchner ile eski başkan kocası Nestor Kirchnerin de 2008de 12 milyon dolar mal beyanında bulunduğuna dikkat çekildi.
Diktatörlük dönemini (1973-1985) hapiste geçiren ve korumasız gezen Mujica, eski bir gerilla ve senatör olan karısı Lucia Topolanskynin adını taşıyan çakrasında yaşıyor.
Avrupadaki borç krizi nedeniyle geleceği tartışılmaya başlayan euroyla ilgili olarak en acı itiraf, Avrupa Birliği (AB) içinden geldi. AB üyesi Çek Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Wall Street Journala yazdığı bir makalede, euro başarısız oldu dedi
İşte Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Václav Klausun makalesi:
Çek Cumhuriyeti, 1989da komünizmin yıkılmasının ardından, mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde normal bir Avrupa ülkesi olmak istedi. Özellikle de 41 yıl boyunca İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupadaki yapılanmadan dışlandıktan sonra. Bunu başarmanın tek yolu ise Avrupa Birliğine girmekti.
Ancak biz Avrupada bir siyasi ya da ekonomik birlik oluşturmaktan ziyade daha geniş kapsamlı bir yapılanmanın içinde yer almak istiyorduk. Yani ben ve benim gibi insanlar Avrupada ortak bir para birliği yaratılmasının tehlikeli bir proje olacağını ya da büyük sorunlar yaratacağını önceden anlamıştık.
EUROYA KARŞI SAVAŞTIK
Bütün çekincelerime rağmen AB üyeliğine başvurmak zorundaydık ancak bu süreçte euro gibi projelere de karşı çıkmak zorunda kaldık.
Avrupada ortak bir para birliği yaratılmasına karşı çıkan biri olsam da euro bölgesinde şu anda yaşanan sorunlara elbette sevinmedim. Çünkü bu sorunların AB üyesi olsun olmasın, euro bölgesini desteklesin ya da desteklemesin, Avrupada yaşayan herkes için korkunç sonuçlar doğurabileceğini biliyorum.
Şu anda euronun ateşli propagandacıları bile birden euro bölgesi için olası çöküş senaryoları çizerken, sadece bu projeyi eleştirenler olarak biz bölgedeki sorunlara daha yapısal bir çözüm getirilmesi gerektiğini tartışıyoruz.
ÇÖKÜŞ İKİ ANLAMA GELİYOR
Çöküş aslında iki anlama geliyor. Birincisi euro bölgesinin kendisinden beklenenleri vermede başarısız olması.
Euro fikri ortaya çıkmadan önce, bu projenin kıtadaki ülkelerin ekonomik büyümelerini hızlandıracağı, enflasyon oranlarını aşağı çekeceği ve özellikle finansal sıkıntılar yaşayan euro ülkelerinin refahını artıracağına ve bu ülkeleri her türlü ekonomik sıkıntılara karşı koruyacağına yönelik yoğun çalışmalar yapılmıştı.
Ancak şu anda bunların hiçbirinin gerçekleşmediğini gördük. Euro bölgesinin kurulmasının ardından, üye ülkelerin ekonomik büyümelerinin yavaşladı, bu ülkelerin büyüme oranıyla diğer gelişmiş ülkeler arasındaki fark arttı.
ÇEK CUMHURİYETİ EN İYİSİNİ YAPTI
Bütün bu nedenlerden dolayı, Çek Cumhuriyeti euro bölgesi üyesi olmayarak herhangi bir hata yapmadı. Bu görüşünü savunan tek ülke olmamak da beni memnun ediyor. Rusya yakınlarında gerçekleşen korkunç kazada hayatını kaybeden Polonya Merkez Bankası Başkanı Slawomir Skrzypek, kaza gerçekleşmeden önce, Nisan ayında Financial Times gazetesinde, Polonyanın euro bölgesi üyesi olmayarak, ülkenin para birimi zloti esnekliğinden büyük kâr ettiklerini, büyümelerinin hız kazandığını ve enflayonu tetiklemeden cari açıklarını azalttıklarını açıklamıştı.
*Václav Klaus, 2003 yılından bu yana Çek Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı. Diğer yandan, Çek Cumhuriyeti 1 Mayıs 2004te Avrupa Birliğine üye olsa da henüz euro bölgesi dahilinde değil.
Bütçe açığı sıkıntısıyla karşı karşıya olan Macaristan hükümeti, 72 saat içerisinde bir ekonomik eylem planı açıklayacağını duyurdu. Planın içinde zorlu reformlar ve vergi indirimlerinin yer alması bekleniyor.
Başbakanlık Sözcüsü Peter Szijjarto TV2 kanalına yaptığı açıklamada, “Ekonominin gerçek durumunu yansıtan verilerin (halka açıklanmasının) ardından, 72 saat içerisinde ortaya bir ekonomik eylem planının konulması gerekiyor” dedi.
Szijjarto, bütçenin, bir önceki hükümetin öngördüğünden çok daha kötü durumda olduğunu da söyledi.
Sözcü, eylem planının bütçede dengeyi sağlamak için kısa vadeli önlemler ile yapısal reformlar ve önemli oranda vergi indirimlerini de kapsayan rekabeti artıracak uzun vadeli tedbirler içereceğini söyledi.
Dün üst düzey bir hükümet yetkilisi tarafından yapılan açıklamada, ülkenin bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranın 2010 yılı için yüzde 7 ile 7.5 arasında olabileceği belirtilmişti.
ÖNCEKİ HÜKÜMET SUÇLANDI
Ülkede yeni iktidara gelen ve büyüme için vergi indirimlerine gideceği taahhüdünde bulunan merkez sağ hükümet, birkaç haftadır bütçe açığının önceki hükümetin öngördüğü yüzde 3.8 hedefinin üzerinde olabileceğini belirtiyordu.
Hükümet bütçe açığının hedeflerindeki sapmanın nedeni olarak ise daha önce iktidarda bulunan Sosyalist Parti tarafından bırakılan mali dinamikleri gösteriyordu.
YUNANİSTAN İLE KIYASLANAMAZ
Analistler ise Macaristanın bütçe açığının GSYİHye oranının bu yıl ortalama yüzde 5 civarında olacağını öngörürken, bu ülkenin finansman yapısının Yunanistan ile kıyaslanabilir olduğu yönünde yapılan değerlendirmelerin hatalı ve yanlış yönlendirici olduğuna dikkat çekiyor.
ING Banktan David Nemeth konuyla ilgili Reutersa yaptığı değerlendirmede, “Bütçe açığının GSYİHye oranının bu yıl yüzde 5, 2011 yılında ise yüzde 4 olacağı yönündeki görüşümüzü koruyoruz ancak bu Macaristanın iflasa yakın olduğu anlamına gelmez” dedi.
Avrupanın en borçlu ülkelerinden olan ve bu nedenle AB ve Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından 110 milyar euro kurtarma paketi sağlanan Yunanistanın bütçe açığının GSYİHye oranı, yaklaşık yüzde 13 düzeyinde bulunuyor.
Avrupa Komisyonu da dün Macaristana bütçe açığını daha hızlı şekilde azaltması çağrısında bulunmuştu.
EUROYU VURDU
Macaristanın bu açıklamalarıyla birlikte, Fransız Societe Generale bankasının türev yatırım araçlarında yatıkları işlemlerde büyük zarar ettiğine yönelik söylentiler euronun değer kaybetmesine neden oldu.
Societe Generalden ise söylentilerle ilgili olarak söyleyecek bir şeylerinin olmadığı, eğer olsaydı bunu en başta söyleyecekleri açıklaması geldi.
Dolar karşısında son dört yılın yeni en yeni düşük seviyesine gerileyen euro, 1.2090 düzeyine geldi. Euro aynı zamanda, İsviçre frangı karşısında da tüm zamanların en düşük seviyesine düştü ve 1.3865 seviyesine geriledi.
Societe Generale ile ilgili söylentiler, bankanın hisselerinin yüzde 6.3 oranında değer kaybetmesine neden olurken, olumsuz hava Avrupa borsalarında yüzde 1i aşan kayıpları beraberinde getirdi.
Macaristanın bütçe açığının tehlike çanlarını çalmaya başladığını açıklaması ve Fransız banka Societe Generaledeki türev yatırım ürünlerine yönelik söylentiler euronun cuma günlü işlemlerde değer kaybetmesine neden oldu.
MACARİSTAN ACİL EYLEM PLANINI DEVREYE SOKUYOR
Dolar karşısında son dört yılın yeni en yeni düşük seviyesine gerileyen euro, Cuma gününü kritik 1.20 seviyesinin altında, 1.1976da kapattı. Euro aynı zamanda, İsviçre frangı karşısında da tüm zamanların en düşük seviyesine düştü ve frank/euro paritesinin 1.3865 seviyesine gerilediği görüldü.
İçerde de euro/TL paritesi ise Perşembe günkü 1.93 seviyesinden 1.91e geriledi.
PİYASALAR KIRMIZI
Diğer yandan, Fransız banka Societe Generalein türev yatırım ürünlerinde sıkıntı yaşadığına yönelik çıkan dedikodular, bankanın hisselerinin yüzde 6.3 oranında değer kaybetmesiyle birlikte, Avrupa borsalarında yüzde 1 ve üzerine düşüşler gerçekleşti. Fransız CAC 40 endeksinin Cuma öğleden sonraki işlemlerde yüzde 1.34 ekside olduğu görüldü.
Societe General ise konu hakkında yorum yapmaktan kaçındı.
LEVERKUSEN – Dünya çapında yaklaşık 110 bin çalışanı bulunan ve küresel çapta personel çeşitliliğine öncelikli unsur olarak bakan Alman kimya ve ilaç devi Bayer AG, Türkiyeyi yetenek kaynağı olarak görüyor.
Yönetim anlayışında din, dil, ırk, cinsiyet ve diğer konularda ayrım yapmadan, çeşitlilik ilkesini benimseyen Bayer AG, küresel çaptaki faaliyetlerinde önemli pozisyonlara Türkiyeden de birçok yönetici atıyor.
Bayer Türk CEOsu Dr. Sebastian Guth, Türkiyenin özellikle genç nüfusu bakımından önemli bir potansiyele sahip olduğunu, bu nedenle şirketin küresel çaptaki faaliyetleri için çok sayıda genç yeteneğe sahip bir insan kaynağı bulundurduğunu söyledi.
Guth, “Türkiye, ülke dışındaki Bayer ofislerine gönderilen çalışan sayısı bakımından 16ncı sırada yer alıyor. Şu anda Bayer Türkte yetişmiş olan 13 Türk yönetici Bayer AGnin İngiltere, Almanya, Fransa, İsviçre,İran gibi farklı ülkelerdeki ofislerinde çalışıyor. 10 ile 15 yıl içinde Bayer AGin ana faaliyet grubundaki iş birimlerinden birinin başında bir Türk olabilir” dedi
KÜRESEL FARKLILIKLARI ANLIYORUZ
Fikirlerdeki çeşitliliğin, daha yaratıcı bir çalışma ortamı sağlayarak inovasyonu geliştirdiğine inanan strateji ve insan kaynaklarından sorumlu Bayer AG Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Richard Pott da şirketin çeşitlilikten fayda sağladığına dikkat çekti.
Bayerin dünyadaki tüm pazarlarda faaliyet gösterdiğine ve satışlarının yüzde 80ini Almanya dışında gerçekleştirdiğini vurgulayan Pott, “Çeşitlilik içeren işgücü, farklı müşteri ve pazarların ihtiyaçlarını daha iyi anlamamıza ve karşılamamıza olanak sağlıyor. Başarımızı sürdürebilmek açısından faaliyet gösterdiğimiz yerlerdeki toplumu yansıtmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Pott, küresel işgücü dinamikleri ve nüfus yapıları incelendiğinde çeşitliliğin artık kaçınılmaz bir gereklilik olduğuna da dikkat çekerek, “Demografik değişimler ve büyüyen pazarlardaki farklılaşma önümüzdeki yıllarda küresel yetenek havuzunda büyük değişikliklere neden olacak” dedi.
Bayer AG yönetim kurulu üyesi, özellikle Almanyanın, düşük doğum oranı ve yüksek yaşam beklentisiyle bu duruma iyi bir örnek oluşturduğunu ve bu tip ülkelerde emekli olan çalışanların yerine eğitimli adaylar bulmanın gittikçe zorlaştığını söyledi.
OLAYLARA FARKLI BAKIYORLAR
Anavatanlarından uzakta şirketin küresel çaptaki önemli pozisyonlarında görev alan Türk yöneticiler ise Bayer AGnin kariyer yollarını açmak için fırsatlar sunduğuna değinerek, dinamik bir ülke olması nedeniyle Türkiyede sık sık karşılaştıkları problem çözme yeteneklerinin kendilerine burada avantaj olarak döndüğüne işaret etti.
Berlinde, Bayer Schering Pharma biriminin küresel ürün müdürü olan Bahadır Akar, Türklerin esnek düşünebilmesinin, rutinin dışına çıkmasının ve farklı bakış açıları yaratabilmesinin, şirket bünyesinde sayılarının artmasının arkasında yatan en önemli unsurlar olduğuna dikkat çekti.
Benzer şekilde, İsviçrenin Basel kentinde Bayer Consumer Care biriminde küresel tedarik zinciri stratejisi ve Avrupa tedarik zinciri yönetiminden sorumlu yönetici Mehmet Cimit de, Türklerin şirketteki sayısının artmasında, kriz yönetimindeki başarılarının önemine vurgu yaptı.
Cimit, “Kriz yönetimi konusundaki tecrübelerimiz bize fayda sağlıyor, onu Bayerde kullanıyoruz” dedi.
50 YILDAN FAZLADIR TÜRKİYEDE
Toplamda 50 yılı aşkın bir süredir Türkiyede bulunan Bayer Türk, sağlık ürünleri, beslenme ve ileri teknoloji ürünleri alanlarında faaliyet gösteriyor. Ülke pazarında bu üç alanda bulunduğu iyi konumu korurken, büyüme potansiyeli de vaad ediyor.
Şirket, özellikle ilaç sektöründe kutu bazında pazarda ikinci sırada yer alıyor. Bin 500ün üzerinde çalışanı bulunan Bayer Türk, 2009da satışlarını yüzde 1 artırarak 429 milyon euro ciro elde etti.
Dünya genelinde toplam çalışan sayısı 108 bin 400 olan Bayer AGnin, 2009 yılındaki toplam cirosu 31.2 milyar euro olurken, şirketin Ar-Ge harcamalarına ayırdığı kaynak aynı dönemde 2.75 milyar olarak gerçekleşti.